Ukrayna Krizi: 21.Yüzyıl’da Batı ile Rusya’nın Güç Mücadelesi
Analiz
Yayınlanma Tarihi : 28 Nisan 2014 Pazartesi
Ukrayna Krizi: 21.Yüzyıl’da Batı ile Rusya’nın Güç Mücadelesi
Geçtiğimiz Kasım ayında, şu anda Rusya'ya sığınmış olan Ukrayna eski Cumhurbaşkanı Yanukoviç'in Avrupa Birliği ile ticaret anlaşmasından son dakikada vazgeçip Rusya ile 15 milyar dolarlık yatırım anlaşmasına karar vermesiyle çıkan Ukrayna krizi, bugün ABD, AB ve Ukrayna ile Rusya arasında sürmekte olan bir güç mücadelesine dönüştü.

Geçtiğimiz Kasım ayında, şu anda Rusya'ya sığınmış olan Ukrayna eski Cumhurbaşkanı Yanukoviç'in Avrupa Birliği ile ticaret anlaşmasından son dakikada vazgeçip Rusya ile 15 milyar dolarlık yatırım anlaşmasına karar vermesiyle çıkan Ukrayna krizi, bugün ABD, AB ve Ukrayna ile Rusya arasında sürmekte olan bir güç mücadelesine dönüştü.

 

Ekonominin dışında, Ukrayna krizi hem bir kimlik ve iç siyaset meselesi hem de büyük güçlerin mücadelesi olarak görülebilir. Yanukoviç iktidarının yaptığı anlaşma ile rotayı Rusya’ya çevirmesi halkın tepkisine neden oldu ve sokak protestolarıyla Ukrayna yönetim değişikliğine gitti. Batı’nın her aşamasında destek verdiği bu sürece Rusya’nın ilk büyük tepkisi ise Rus askerlerinin Şubat’ın son günlerinden itibaren Kırım’a konuşlandırılmasıydı. Uluslararası kabul görmeyen bir referandum sonucu Rusya’ya katıldığını ilan eden Kırım Parlamentosu, krizi bir seviye daha yükseltmiş oldu. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü zedeleyen bu gelişmeye karşı Batı Rusya’nın geri adım atmasını amaçlarken taraflar diplomatik çabalarının yanında, ekonomik yaptırımları, askeri çözümleri konuşuyor.

 

Tarihsel bir çerçeve içerisinde Ukrayna krizini iki temel yaklaşım üzerinden değerlendirmek mümkündür. Bunlar; Putin'in politikalarının saldırgan (offensive) ya da savunan (defensive)  olarak yorumlanması şeklindedir. Bu iki yaklaşım, Rusya ile Batı’nın Ukrayna krizi üzerinden doğrudan ya da dolaylı olarak izledikleri stratejileri analiz etmede iki farklı anlayışı temsil etmektedir.

 

Ukrayna ya da Kırım’ın bağımsızlığı Rusya'nın bir güç merkezi olarak kendini Avrupa'ya kabul ettirdiği 18. yüzyıldan beri yaşanan güç mücadelesinin bir parçası olagelmiştir. Bu durumun tarihteki diğer örnekleri de “Şark Meselesi”ni temsil eden Osmanlı coğrafyası ve Soğuk Savaş dönemindeki Doğu Avrupa ülkeleridir. Bu anlamda, Ukrayna krizi de bu alanlarda tarihi nüfuz çatışmasının 21.yüzyıldaki devamıdır.

 

Nitekim, Ukrayna, 1772-1795 arası Lehistan’ın parçalanması döneminde Rusya’nın üzerinde hakimiyet kurduğu bir alan olmuş, 1922 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ne katılmıştır. Bağımsızlığını ise ancak 1991 yılında kazanabilmiştir. Ukrayna’nın Rusya için önemini ABD eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski şöyle ifade etmektedir: “Ukrayna’sız Rusya bir Avrasya ülkesi kalacaktır. Eğer Rusya tekrar Ukrayna üzerinde kontrol sağlarsa, 52 milyonluk nüfusu, kaynakları ve Karadeniz’e erişimi nedeniyle, otomatik olarak Avrupa-Asya ekseninde çok güçlü bir devlet olacaktır.”1 Bugün, Ukrayna’yı kaybettiğini gören Putin’in Karadeniz’e erişimi olan Kırım’ı ele geçirmesi, ya da Ukrayna’ya komşu olan Polonya, Slovakya ve Macaristan2 gibi ülkelerin Ukrayna krizi sonrası NATO desteğini talep etmesi Brzezinski’nin iddialarını destekler niteliktedir.

 

Soğuk Savaş dönemi sonrasına gelindiğinde ise SSCB’den bağımsızlığını kazanan demokratik Ukrayna üzerinde kimin söz sahibi olacağı mücadelesi iç siyasette yaşanan gelişmelerle belirlendi. “Turuncu Devrim” ismiyle adlandırılan, Ukrayna'da Kasım 2004'ten Ocak 2005'e kadar süren Cumhurbaşkanlığı seçimleri bunun göstergesiydi. Seçimlere katılan adaylar Viktor Yuşçenko ve Viktor Yanukoviç arasındaki siyasi mücadele, seçimlere hile karıştığı iddialarıyla gerilime dönüşmüş, Yuşçenko'nun -turuncu renkle sembolleşen taraf- Ocak 2005'te cumhurbaşkanı olmasıyla sonuçlanmıştı. Ukrayna Merkez Seçim Kurulu’nun Yanukoviç'in zaferini ilanına karşın Parlamento’nun itirazı ve Yüksek Mahkeme kararı ile tıpkı bugünkü gibi meydanlarda bulunan AB yanlısı Yuşçenko destekçileri kazanan taraf oldu. Yanukoviç'in erken ilan edilen zaferini Putin tebrik telefonuyla kutlamış, AGİT gözlemcileri ise seçimlerin demokratik olmadığını bildirmişti. Dolayısıyla, Yuşçenko'nun kazanması, Kremlin'in kaybetmesi demekti. Ancak, Avrupa ile entegrasyon vaatleriyle başlayan Turuncu Devrim, yolsuzluk ve siyasi çatışmalarla kendi sonunu getirdi.

 

Yanukoviç'in 2010 yılında Cumhurbaşkanı seçilmesi, Rusya'nın Batı karşısında Ukrayna'yı “geri alması” demekti. Nitekim, Yanukoviç de Turuncu Devrimin ileri gelen şahsiyetlerini mahkum ettirmede ve siyasi arenadan uzaklaştırmakta Rus desteğiyle büyük başarılar gösterdi. Bunun en bilinen örneği ise Rusya ile yaptığı antlaşmayı da içine alan bir takım yolsuzluklar nedeniyle “Turuncu Devrim” in Başbakanı Timoşenko'nun mahkum olmasıydı. Timoşenko'nun hapisteki koşulları her zaman Avrupalı liderlerin Ukrayna ile ilişkilerinde söz konusu olmuş, bu haberler uzun dönem Batı medyasında yer almıştı.3

 

2013’e gelindiğinde ise Yanukoviç idaresindeki Ukrayna yolsuzluktan kurtulamadığı gibi “daha iyi bir gelecek için” Avrupa’yla entegrasyon yolunda tereddüt sergilemesi meydanlarda toplanan insanlarla karşılık bulmuştu. Avrupa'nın ekonomik, Ortadoğu'nun siyasi temelli taleplerle çalkalandığı bu yıllarda, çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu topluluklar taleplerini Kasım ayından başlayarak soğuklara aldırmadan başkent Kiev ve diğer şehirlerde sokak protestolarıyla gösterdi.

 

Göstericilerin hedef noktası ise her ne kadar bir takım görevlileri sorumlu bulup azletse de, Cumhurbaşkanı Yanukoviç'ti. Dolayısıyla, olayların kontrolden çıkmasında o koltuğunda kaldıkça göstericilerin istediklerini elde edemeyeceklerine inanmaları rol oynadı. Sokaktaki taleplerin geçerli ve halkın meşru istekleri olduğunu vurgulayan Batı temsilcileri ellerini kollarını bağlayıp sonucu beklemektense meydanlara dahil oldular.  Farklı coğrafyalarda bu tür fırsatları kaçırmayan ABD’li Senatör John Mccain Kiev meydanlarında halka hitap etti.4 Her ne kadar AB son dakikaya kadar Ukrayna iktidarının kendisiyle anlaşmasına çaba gösterse de5 Yanukoviç'in AB yerine Rusya'yı tercih etmesi devletler düzeyinde Ukrayna krizini açık bir şekilde başlatmış oldu.  

 

Saldırgan ve Savunan Yaklaşım

 

Uluslararası sistemde önemli güç kapasitesine sahip olan “büyük güçler” olarak adlandırılan devletlerin aktör olarak yer aldığı krizleri analiz etmede uluslararası ilişkiler teorileri faydalı birer araç olabilirler. Bir takım varsayımlar üzerine kurulmuş olan bu teoriler, Ukrayna krizinin de analiz edilmesine katkıda bulunabilir. Realizmin bir parçası olan saldırgan (offensive) ve savunan (defensive) yaklaşımlar, çoğunlukla Neo-realist akım temsilcilerinin anarşik yapıdaki bir uluslararası sistemde devletlerin var olma mücadelesindeki stratejilerini anlamlandırmada kullandıkları terimleri ifade etmektedir.6 “Kendi gücünü başka ülkeler üzerinde hakim kılma” ve “kendi gücünü koruma” şeklinde basitçe tanımlanabilecek bu yaklaşımlar güç sahibi olmayı devletlerin var olması için temel kriter kabul ederken bunun nasıl olacağı üzerinde anlaşamamış ve bu iki anlayış ortaya çıkmıştır.

 

Devletin gücünü doruğuna çıkarması, gücü olduğu sürece var olmasının kolaylaşacağı varsayımı kabul edildiğinde Rusya’nın saldırgan yaklaşımın gereklerini yerine getirdiği iddia edilebilir. Diğer bir deyişle, Rusya, Ukrayna’da pozisyon kaybetmesi sonrasında, Batı’ya karşı göreceli üstünlüğünü kaybetmemek için Kırım'a asker çıkardı. Ayrıca Ukrayna’nın doğu bölgelerinde etnik bağları kullanarak Rus yanlısı bölgeler kazanmaya yönelik bir strateji izleiyor. Ukrayna’da dolaylı, Kırım’da ise doğrudan gerçekleştirdiği eylemler, saldırgan stratejinin daha fazla cephe kazanmaya dayalı anlayışıyla da örtüşüyor. Ukrayna'nın doğusuna asker yığması, askeri tatbikatlarla gövde gösterisi7 ve gerekirse bu krizi askeri bir çatışmaya dönüştürebileceği mesajını vermesi de bu stratejinin yansımaları.

 

Putin'in iktidara geldiği 2000’den beri Rusya’nın bölgesel ya da küresel ilişkilerinde sahip olduğu siyasal, ekonomik ve askeri araçları mukayeseli bir üstünlüğe sahip olmak için kullandığını görüyoruz. Avrupa ile yaşadığı siyasal krizlerde bu devletlerin enerji bağımlılıklarını silah olarak kullanması, Gürcistan'a karşı Güney Osetya ve Abhazya’da askeri çatışmayı tercih etmesi, ve son olarak Arap Baharı süresince Suriye iç savaşında Esed Rejimini desteklemeye devam ederek, Suriye'yi yönetim değişikliğine götürecek uluslararası askeri bir müdahaleyi engellemesi bu stratejinin diğer örnekleri.

 

Dolayısıyla, Batı medyasında ya da Batılı liderlerin söylemlerinde Hitler'e benzetilen8 Putin Rusya içerisinde kendi gücünü konsolide ettikçe, Rusya bölgesel ve uluslararası gelişmelerde marjinallikten uzaklaşıp ana aktör olma çabasıyla saldırgan nitelikte politikalar izlemiştir.9 Batılı politika yapıcıların Rusya’nın “21. yy’da 19. yy davranışları göstererek uluslararası barışı tehlike soktuğu10 söylemini de tam olarak bu düşünce oluşturuyor. Özetle, Sovyetlerin çökmesi sonrası Rusya’yı bölgesinde ve tek kutuplu uluslararası sistemde düştüğü “hak etmediği” yerden kaldırarak Batı’ya kendi politikalarını dayatma çabası Putin’in saldırgan olarak nitelendirilebilecek politikalarının başlangıç noktası. Dolayısıyla, Putin, Ukrayna krizinde tırmandırma stratejini izleyerek, cephe kazanmaya devam ediyor ve Batı’nın Ukrayna konusunda ne tür bir tavır takınacağını görmek istiyor.

 

Öte yandan, savunan yaklaşım krizin buraya kadarki geliş aşamasını anlamada faydalı olabilir. Batı’nın Putin’in kendi nüfuz alanında gördüğü yerlere müdahalesi ve bu ülkeleri Rusya yörüngesinden çıkarıp Batılı sisteme entegre etme çabaları Rusya tarafından saldırganca algılanıyor ve buna karşı pozisyon almasını gerektiriyor. Putin’in soruna savunmacı bir perspektiften baktığı iddia edildiğinde, Soğuk Savaş’a benzemeyen tek kutuplu uluslararası sistem Batı’nın ve dolayısıyla ABD’nin hegemonyası altında. Bu yüzden, realpolitik hâlâ geçerli ve Rus coğrafyasında oynanan jeopolitik oyunlar hep sıfır toplamlı görünüyor.

 

Soğuk Savaş’ın ABD’ye kaybedildiğini unutmayan Putin’in savunmacı bir yaklaşıma sahip olduğunu görmek için yakın tarihteki tecrübelere bakmak yeterli. Soğuk Savaşı kazanan ABD’nin Irak ve Afganistan’a tek taraflı müdahaleleri, NATO’nun görev alanlarının kapsamını arttıran stratejilerle Doğu’ya doğru genişlemeye devam etmesi, 2004 ve 2007 yıllarında eski Doğu Avrupa devletlerini içine alan Avrupa Birliği genişlemesi, 2008 yılında Kosova’nın Sırbistan’dan bağımsızlığının sağlanması, Batı’nın Rusya’ya karşı Gürcistan’a desteği ve son olarak, Arap Baharı sürecinde Libya’ya gerçekleştirilen uluslararası müdahale gibi. Putin’in izlediği askeri ya da siyasi stratejilerin temelinde, revizyonist bir yaklaşımla uluslararası sistemde değişiklikler yapma çabasından ziyade; Batılı güçlerin bölgesel ve uluslararası gelişmelerde Rusya’yı karar verme süreçlerinden uzaklaştırma başarılarının olduğu iddia edilebilir. Dolayısıyla, Kırım’ın Rusya’ya ilhakı Batı’nın son dönemde Rusya’nın etki alanlarını daraltmasına karşı savunmacı bir reflekstir.

 

Sorunu anlamada her iki yaklaşımın da önemli katkıları var. Saldırgan yaklaşım elinde olandan fazlasını istemek ve almayı ima ederken, savunmacı yaklaşım ise “zaten senin olanı” korumayı ifade ediyor. Burada önemli olan kimin nereye, ne kadar sahip olduğunun ve olabileceğinin başkalarınca kabullenilmesi. Söz konusu Rusya’nın nüfuz alanı olduğunda ise, ister Avrupa ister ABD açısından, 19. yy’den bu yana bu konuda bir ittifak olduğu söylenemez. Ayrıca, Churchill ve Stalin’in 1944 yılında yaptığı iddia edilen “nüfuz bölgelerini yüzdelerle ayırma” anlaşmasının (Percentages Agreement) benzerlerinin kağıt üzerinde bulunması zor; ancak liderlerin zihinlerinde bu dinamiklerin hala yer aldığını bu tür krizler ortaya çıkarıyor.

 

Geçtiğimiz hafta “Ukrayna’da gerginliği azaltmak”11 için anlaşan ABD, Rusya, AB ve Ukrayna’nın orta ve uzun vadede ne kadar ortak tavır sergileyeceği çok net görünmüyor. Putin, Kırım’ın Rusya’ya ilhakı sonrası duruma tepki gösteren Avrupa liderlerine gönderdiği mektuplara “Ukrayna’nın enerji krizi büyürse Avrupa da bundan etkilenir” tehdidini iliştirmişti.12 Bundan sonrası için, ABD’nin yavaş yavaş Ukrayna krizinde ipleri eline alması muhtemel görünüyor. Gerçekleşen Putin-Obama telefon görüşmelerinin yanında, “Eğer Rusya Ukrayna’da istikrarsızlaştırma faaliyetlerini azaltmazsa, bir takım ek maliyetlerin gündeme gelebileceği”13 yollu Beyaz Saray’dan yeni uyarılar geldi. Rusya açısından daha gayri ciddi görünen G8’den ihraç, vize yasağı gibi yaptırımlar dönemi geride kalıp karşılıklı eşiğin yükseldiği, maliyetlerin artacağı bir döneme giriliyor. Hem ABD hem AB’nin, dış politika meselelerinden çok iç politikalarına dikkatini vermiş liderlerinin Ukrayna ve Kırım’ın bağımsızlığı konusunda neler yapabileceklerini bekleyip göreceğiz.

 

Türkiye açısından ise Ukrayna krizi doğrudan taraf olunan ve doğrudan etkilenilen bir konuma sahip değil. Ancak bu Türkiye’nin yaşanan gelişmelerin etkilerinden uzak olduğu anlamına gelmemeli. Türk dış politikasının prensipleri arasındaki uluslararası hukuk ve meşruiyet zemini bu krizde Türkiye’nin Rusya gibi düşünmediğini anlatmak için anahtar iki kavram. Türkiye’nin en büyük dikkati Kırım’daki referandumu tanımayan14 Kırım Tatarları’nın üzerinde. Nitekim, Dışişleri Bakanı Davutoğlu da “Kırım’da emrivaki şeklinde yapılan referandum kabul edilemez niteliktedir” şeklinde bir açıklama yaptı15 Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ve ülkedeki siyasi krizin barışçıl yollarla çözülmesini telkin eden Türkiye’nin bu konuda Rusya ile birinci dereceden çıkar çatışması yaşayacak bir konuma sürüklenmek istemeyeceği görülmekte.

 

Ukrayna halkının meşru taleplerini ve ülkedeki iktidar değişikliğini tanıyan Türkiye’nin Ukrayna özelinde Batı ile paralel görüşlere sahip olduğu söylenebilir. Ancak Kırım Tatarları’nın güvenliğinin sağlanması amacıyla Başbakan Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Putin’i bizzat araması bu konunun Türkiye için ayrıca önemli olduğunu  göstermekte. Türkiye, Batılı ülkelerin aksine Rusya ile daha uzlaşmacı bir biçimde kendi çıkarlarını gözetme çabası içerisinde. Başka bir deyişle, Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu, Doğu Akdeniz gibi coğrafyalarda ülkelerin çıkar birliği konusunda buluşması zor olmasına rağmen16 uzun yıllardır Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği’ne siyasi ve ekonomik yatırım yapan Türk-Rus ilişkilerini tehlikeye atacak herhangi bir girişim istenmeyebilir. Çünkü Türkiye için Rusya, Soğuk Savaş dönemindeki gibi tehditkar bir tavır sergilemediği sürece çok yönlü dış politikasının bir parçası ve büyük güçlere karşı bölgesel ya da küresel ölçekte denge unsuru. İran’ın nükleer meselesinin barışçıl yollarla çözülmesini istemeleri ya da tek kutuplu uluslararası sistem yerine çok kutuplu uluslararası sisteme olan destekleri bunun bir örneği.

 

Mamafih, Rusya’nın Batı karşısında kendi gücünü tahkim etme çabaları Türkiye’ye Gürcistan ve Suriye savaşlarından anlaşılabileceği üzere pek de olumlu yansımıyor. Başka bir deyişle, Rusya’nın saldırgan politikalar izlediği tezi kabul edilirse bölgesinde ve uluslararası sistemde barışçıl bir düzen arayan Türkiye’nin bölgesel çıkarlarının risk altında olacağı söylenebilir. Doğalgazını büyük ölçüde Rusya’dan temin eden Türkiye’nin enerji piyasasındaki istikrarsızlıktan ya da Batı tarafından uygulanmaya başlanacak büyük ölçekli ekonomik yaptırımlardan etkilenebilecek olması bunun kısa vadedeki en büyük nedenleri arasında. Orta ve uzun vadede ise, Ukrayna krizi devam eder ve ülke daha fazla istikrarsızlaşırsa Türkiye’nin Batılı müttefikleri, Türkiye’nin merkezi önemini bir kez daha hatırlayacak, bölgesel ve küresel politikalarında ortak çıkarlara odaklanacaktır. Bu durum karşısında Türkiye ise konunun birinci dereceden muhatabı olmayarak krizin diplomatik yollarla yatıştırılması hususunda mesaj vermeye devam edecektir.

 

 



1 Brzezinski, Zbigniew, (1998), The Grand Chessboard: American Primacy And Its Geostrategic Imperatives, 1st Edition, p.46

2 Polish DM: NATO Must Focus on Historic Mission http://www.defensenews.com/article/20140421/DEFREG01/304210024/Polish-DM-NATO-Must-Focus-Historic-Mission

3 Yulia Tymoshenko badly beaten in prison, daughter claims http://www.theguardian.com/world/2012/may/02/yulia-tymoshenko-beaten-prison-daughter

4 John McCain tells Ukraine protesters: 'We are here to support your just cause'

http://www.theguardian.com/world/2013/dec/15/john-mccain-ukraine-protests-support-just-cause

5 A frosty meeting in Vilnius after EU snub

http://www.dw.de/a-frosty-meeting-in-vilnius-after-eu-snub/a-17260824

Ayrıntılar için: http://www.jstor.org/stable/25054068

Ve

http://mearsheimer.uchicago.edu/pdfs/StructuralRealism.pdf

7 Russian military build-up near Ukraine

http://www.bbc.com/news/world-europe-26968312

German minister compares Vladimir Putin to Adolf Hitler

http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/europe/germany/10744507/German-minister-compares-Vladimir-Putin-to-Adolf-Hitler.html

9 Debate: It May Be Flexing Its Muscles, But Is Russia A Marginal Power? http://www.npr.org/2014/03/19/290852491/debate-it-may-be-flexing-its-muscles-but-is-russia-a-marginal-power

10 Kerry condemns Russia's 'incredible act of aggression' in Ukraine

http://www.reuters.com/article/2014/03/02/us-ukraine-crisis-usa-kerry-idUSBREA210DG20140302

11 U.S. and Russia Agree on Pact to Defuse Ukraine Crisis

http://www.nytimes.com/2014/04/18/world/europe/ukraine-diplomacy.html?hpw&rref=world

12 http://www.ft.com/cms/s/0/04c551ce-c0b6-11e3-a74d-00144feabdc0.html#axzz2yYzfzzOU

13 http://time.com/71403/us-warns-russia-over-ukraine/

14 http://www.iha.com.tr/kirim-tatarlari-referandumu-ve-rusyayi-tanimiyor-dunya-341007

15 http://www.mfa.gov.tr/disisleri-bakani-davutoglu-_kirim_da-emrivaki-seklinde-yapilan-referandum-kabul-edilemez-niteliktedir.tr.mfa

16 Russian-Turkish Relations: Contemporary Dilemmas of Past Empires http://d26e8pvoto2x3r.cloudfront.net/uploadImages/systemFiles/adkan16_2ENG5_Magen-Lindenstrauss.pdf


Görüntülenme : 6970




Yorum Yazın
Ad Soyad:
Email:
Yorum:

Henüz yorum yapılmamış.