Türkiye’nin Rehine Kurtarma Operasyonu: Bölgesel Güç İçin Başarılı Bir Sınav
Yorum
Yayınlanma Tarihi : 26 Eylül 2014 Cuma
Türkiye’nin Rehine Kurtarma Operasyonu: Bölgesel Güç İçin Başarılı Bir Sınav
Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’ndan IŞİD tarafından kaçırılan ve üç aydan fazla bir süredir rehin tutulan 49 kişilik personelinin sağ salim yurda dönmesi şüphesiz “başarılı” bir operasyondu. Türkiye’nin kendi imkanlarıyla gerçekleşen bu operasyon, koşulları akıllıca değerlendirmenin bir ürünü.

Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’ndan IŞİD tarafından kaçırılan ve üç aydan fazla bir süredir rehin tutulan 49 kişilik personelinin sağ salim yurda dönmesi şüphesiz “başarılı” bir operasyondu. Türkiye’nin kendi imkanlarıyla gerçekleşen bu operasyon, koşulları akıllıca değerlendirmenin bir ürünü. Kendi propagandasını küresel düzeyde sosyal medya araçları ile yapan, kısa sürede kaynak ve toprak hakimiyeti elde etmiş radikal bir örgütün elinden rehineleri kurtarabilmek ancak doğru zamanlamayla mümkün olabilirdi. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın "Sabır, detaylı çalışma, zeka ve metanet” cümlesiyle formülünü verdiği operasyon, Türkiye’nin bölgesel güç kabiliyetleri açısından da bir değerlendirilmeyi gerektiriyor.

 

Bugünlerde Batı medyası ve karar alıcıları tarafından IŞİD ile mücadele konusunda “isteksiz müttefik” ithamlarına muhatap olan Türkiye’nin, Suriye’deki iç savaşın çözümüne olan isteği ise son üç yıldır Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi düzeyinde bir karşılık bulmadı. Bu süreçte Ankara, içinde bulunduğu coğrafyanın risklerini ve çok boyutlu diplomasiye olan ihtiyacını bir kez daha teyit etti. Aslında Türkiye bu ihtiyaçlarını çok daha öncesinde, ABD’nin Irak’a müdahalesi sonrasında, kavramış ve yumuşak güç uygulama stratejisinin önünü açmıştı. Karşılıklı bağımlılığı, üst düzey siyasi diyalogu ve kamu diplomasisini bu amaçla öne çıkaran Türk diplomasisi komşularla sıfır sorun idealinde bir inşa sürecine girmişti. Her aktörle diyalog ilkesi ise Türkiye’nin farklı aktörlerle iletişim kanallarına sahip olmasının önünü açmıştı. Eğer Ortadoğu coğrafyasında tutucu bir yaklaşımla sadece devletleri kendine muhatap alsaydı bugün devlet dışı aktörler ağı ile elde ettiği nüfuzu devre dışı bırakmış olacaktı.

 

Rehinelerin kurtarılmasında yerel güçlerle işbirliğine gidildiğini ifade eden Başbakan Davutoğlu tam da bu noktaya işaret etmiş oldu. Maliki hükümetinin mezhepçi politikalarına karşı birtakım Iraklı Sünni gruplarca biriktirilmiş öfke IŞİD’in güçlenmesinde rol oynadı. Rehine operasyonu, bu grupların IŞİD üzerinde baskı aracı olabileceği gerçeğini Ankara’nın değerlendirdiğini gösterdi. Türk rehinelerin güvenliği konusunda endişelerini tehdit içeren ama temkinli bir dille karşı tarafa iletmesiyle IŞİD’in rehineleri bırakmaya zorlandığı düşünülebilir. Özellikle, IŞİD’in rehinelerin güvenliğinin sağlanamaması durumunda kendisine karşı yapılabilecek kapsamlı askeri operasyonlara karşı duyduğu kaygı, örgütü üç ay sonra anlaşma zeminine çekmiş olabilir. Kuşkusuz, rehine krizinin çözümlenmesinin sonrasında başlayan Amerika ve koalisyonun diğer üyelerinin de içinde yer aldığı bombardıman bu kaygının yerindeliğini IŞİD açısından kanıtlanmış görünüyor.

 

Rehineler için fidye ödenmediği resmi kanallar tarafından teyit edildi. Takas konusu ise eldeki bilgiler ışığında ancak spekülasyon olur. Doğrudan ya da dolaylı diyalog kanalları ile rehine krizini çözmeye çalışılan Türkiye’nin yukarıda bahsedilen yumuşak güç imkanlarının yanında, son dönemde elde ettiği teknolojik kabiliyetlerinin kuşkusuz bir rolü var. Kaçırılma anından beri rehinelerin takip edilmesi, yörüngede bulunan milli gözlemci uydusu, insansız hava araçları ile birlikte dinleme ve izleme kabiliyetleri artan dış istihbarat birimleri sayesinde mümkün oldu. IŞİD’in üzerinde baskı kurulmasında Türkiye’nin sahadaki kabiliyetlerinin temas kurulan örgüt üyelerine kanıtlanması başarılı sonuç için gerekliydi. Türkiye’nin PKK terörüyle mücadelesinde zaman zaman sıkıntılar yaşatan istihbarat teknolojisindeki eksikliklerin de giderilmeye çalışıldığı son dönemde, milli savunma sistemine olan yatırımların önemi bir kez daha kanıtlandı. Uluslararası sistemde orta ölçekli güç kapasitesine sahip olan devletlerin güvenlik ihtiyaçları açısından her zaman kendi kendilerine yeterli olamayacakları uluslararası ilişkiler kuramlarının varsayımları arasında yer alıyor. Bu nedenle kendi imkanlarıyla kendi rehinelerini, bölgedeki güç dengelerini değiştirebilecek kapasitedeki terör örgütünün elinden almak orta ölçekli bir güç için başarıyı temsil ediyor. Türkiye’nin IŞİD tehlikesine karşı ortak planlar hazırlayan yabancı istihbarat kurumlarından bağımsız bir sonuç elde etmesi ise herhalde konunun uzmanları tarafından detaylıca incelenmeye bundan sonra da devam edilecek.

 

IŞİD’in, tam olarak hangi motivasyonla Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’ndan 49 kişilik personelini kaçırdığı ve üç aydan fazla bir süredir rehin tutmasının nedenlerini kesin olarak bilmek güç. Bilinen gerçekler arasında ise IŞİD’in bu yöntemle Türkiye’nin Irak ve Suriye konusunda kendisine veya sahadaki diğer aktörlere karşı manevra alanını geçtiğimiz üç ayda daraltmayı başardığı yer alıyor. Rehinelerin kurtarılması yukarıda analiz edilen farklı güç araçlarının uyumlu birlikteliğinde gizli. Bundan sonrası için Türkiye’nin IŞİD’e karşı izleyeceği stratejinin ana hatları henüz şekillenmiş değil. Bölgesel demokratik dönüşümün sekteye uğramasıyla, her aktör gibi doğal olarak Türkiye de dış politikada kendi güvenliğini önceliyor. Bu aşamada eğer ABD öncülüğündeki koalisyon Suriye krizini ve Irak'taki çökmüş devlet yapısını da çözmeye odaklanmayacaksa, IŞİD'e operasyon planları Türkiye için için pek cazip görünmeyebilir. 


Görüntülenme : 3616




Yorum Yazın
Ad Soyad:
Email:
Yorum:

Henüz yorum yapılmamış.