Küresel Gelişmeler Işığında Rusya'daki Ekonomik Çalkantılar ve Türkiye'ye Yansımaları
Yorum
Yayınlanma Tarihi : 5 Ocak 2015 Pazartesi
Küresel Gelişmeler Işığında Rusya'daki Ekonomik Çalkantılar ve Türkiye'ye Yansımaları
Rusya’daki ekonomik çalkantılar üzerinden Türkiye’de kriz algısı oluşturulmasını makul gösterecek bir durum söz konusu değildir.

2014 sonu itibariyle dünya ekonomisinin genel görünümüme bakıldığında manzara çok iç açıcı görünmemektedir. Gelişmekte olan ülkelerde genel olarak ekonomik aktivitede yavaşlama görülürken, gelişmiş ülkelerde de uzun süreli bir durgunluk riski dikkat çekmektedir. Mevcut jeopolitik risklere (Suriye-Irak, Rusya-Ukrayna) dünyanın farklı bölgelerinde yenilerinin eklenmesi olasılığı bulunmaktadır. Petrol ve emtia fiyatlarındaki düşüş uzun dönemli bir görünüm arz etmektedir. Gelişmiş ülkelerin para politikalarında ayrışma söz konusudur. Bu da finansal piyasalarda volatiliteyi (oynaklık) artırmaktadır. Durgunluk içerisindeki gelişmiş ülkelerde genişletici para politikalarına rağmen talep artırılamamakta, kamu yatırımlarıyla talebin canlandırılması gündeme gelmektedir. Bu da 2008 küresel krizinden buyana gündemde olan müdahaleci ekonomi politikaların daha ileri noktalara taşınacağının işareti olarak algılanmaktadır.

Dünya ekonomisini yönlendiren ülke ve ülke gruplarına bakıldığında şöyle bir tablo karşımıza çıkmaktadır: ABD ve İngiltere’nin ekonomik aktivitelerinde iyileşme söz konusudur. Amerikan Merkez Bankası (Fed) para politikalarında normalleşmeye gitmektedir; bunun özellikle gelişmekte olan ülkeler üzerinde önemli tesirleri olabilecektir. Avro Bölgesinde kırılgan ekonomik yapı devam etmektedir. Fransa, Almanya ve İspanya’da ekonomik aktivite yavaşlama eğilimine girmiştir. Bir bütün olarak Avro Bölgesinde deflasyon riski bulunmaktadır. Bu risk küresel ekonomik büyüme üzerinde önemli bir baskı oluşturmaktadır. İşsizlik yüksek seviyesini korurken kredilerde canlanma sağlanamamış olup düşük enflasyon süreci devam etmekte ve Avroda son dönemde dolar kaynaklı değer kayıpları yaşanmaktadır. Japonya’da da durum benzer bir görünüm arzetmektedir. Üstü üste 2 çeyrek daralan Japon ekonomisi resesyona girmiştir. Çin’de ise büyüme yavaşlamış durumdadır.1990’lardan buyana ortalama %10 büyüyen Çin ekonomisinin yeni büyüme potansiyeli %7-7.5 aralığına gerilemiştir.

Genel olarak bakıldığında dünya ekonomisi açısından petrol fiyatlarındaki düşüş ve Avrupa’yı hareketlendirecek parasal genişleme önümüzdeki dönem için olumlu gelişmeler olarak görülmekte, ancak diğer yandan petroldeki düşüşün sistemik risk oluşturma ihtimali, jeopolitik risklerin yeniden yükselmesi, parasal genişlemenin Avrupa’da canlanmayı sağlayamaması gibi hususlar kötümser senaryoyu oluşturmaktadır.

Petrol ve Emtia Fiyatları Düşüyor…

2014'ün ikinci yarısında küresel ekonomik gelişmelere damgasını vuran husus, petrol ve emtia fiyatları oldu. Petrol fiyatları 2009 yılında yaşanan küresel krizden bu yana en düşük seviyelere gerilemiştir. Brent türü ham petrol varil fiyatı Haziran 2014’de 115 dolar seviyesindeyken gerileyerek 15 Aralık 2014’de 61 dolar seviyesine inmiştir.

Petrol fiyatlarında yaşanan sert düşüşte ekonomik olduğu kadar politik faktörlerin de etkisi bulunmaktadır. Politik açıdan bakıldığında ABD’nin, Ukrayna krizi nedeniyle Rusya’yı ekonomik açıdan köşeye sıkıştırmak için Suudi Arabistan’ı da yanına alarak petrol arzının kısılmasını engellediği ve fiyatları düşürdüğü şeklinde değerlendirmeler yapılmaktadır. Siyasi anlamda Putin’in Ukrayna konusunda geri adım atması beklenmektedir. Bu pencereden bakıldığında süreç, Batının Rusya’daki rejimi değiştirmek için kurduğu bir komplo şeklinde algılanmaktadır. Bu değerlendirmeye göre piyasalar üzerinden bir soğuk savaş yürütülmekte olup bunun bütün piyasalardaki oynaklıkları artırması beklenmelidir.

Ekonomik açıdan bakıldığında, konuyu arz ve talep cephesini ayrı ayrı ele alarak değerlendirmek gerekmektedir. Talep cephesinde,en büyük ithalatçı olarak dünya petrol talebinin önemli bir kısmını çeken ABD’nin enerjide dışa bağımlılığının azalması, küresel büyüme oranlarındaki gerileme ve alternatif enerji kaynaklarının daha fazla kullanılması gibi hususlar öne çıkmaktadır. Bu bağlamda, teknolojik ilerlemeler sayesinde ABD’nin petrol rezervlerini kullanıma açarak uluslararası petrol piyasasındaki talebini kısması önemli ölçüde etkili olmuştur. Talep yönlü bu faktörlerin petrol fiyatlarındaki düşüşün %20-35 aralığındaki bir kısmını açıklayabileceği tahmin edilmektedir.

Petrol fiyatlarındaki düşüşte arz yönlü faktörlerin daha fazla etkili olduğu görülmektedir. Bu kapsamda, ABD kaynaklı kaya gazı petrolünde yaşanan arz artışı, OPEC’in en büyük üreticisi Suudi Arabistan’ın üretimini azaltmaması, Libya’da üretimin toparlanması ve Irak üretiminin azalmamasının belirleyici rol oynadığı görülmektedir. Özellikle Kasım sonunda Viyana’da yapılan OPEC toplantısında üretimin kısılması yönünde bir karar alınamaması petrol piyasasındaki satış baskısını artırmıştır.

Düşük petrol fiyatlarının petrol ihracatçısı ülkeleri olumsuz etkilemesi kaçınılmazdır. Ancak bu etkiler ülkelere göre farklılaşmaktadır. Rusya, İran ve Venezuela süreçten en fazla olumsuz etkilenen ülkeler olarak öne çıkmaktadırlar. Bu ülkelerin ulusal paralarında ani değer kayıpları ortaya çıkmış ve özellikle ABD doları cinsinden borçlanan firmalarda finansal sıkıntılar başgöstermiştir. Yine bu ülkelerde kamu gelirlerinde ortaya çıkan kayıplar nedeniyle kamu harcamalarında kısıntıya gidilmesi gündeme gelmiştir. Bu etkilerin en şiddetli yaşandığı ülke ise Rusya olmuştur.

ABD ve Suudi Arabistan’ın petrol çıkarma maliyetleri diğerlerine göre oldukça düşük düzeylerde kaldığından (ve ABD’nin rezerv parası, Suudi Arabistan’ın da yüklü miktarlarda döviz rezervleri olduğundan), söz konusu ülkelerde şu an itibariyle bu tür olumsuzluklardan söz etmek mümkün değildir.

Uluslararası piyasalarda petrolün yanısıra diğer emtianın fiyatlarında da düşüşler yaşanmaktadır. Bu çerçeveden bakıldığında fiyat düşüşleri küresel bir resesyonun belirtileri gibi de algılanabilir Genel emtia fiyatlarındaki düşüş petroldeki kadar belirgin değildir. Genel emtia endeksi düşmekle birlikte, burada da bir ayrışma söz konusudur. Değerli metal fiyatları artarken endüstriyel metal fiyatları gerilemekte, tarımsal emtia fiyatlarında ise artış görülmektedir.

Rusya Ekonomik Krizin Eşiğinde…

Yukarıda da belirtildiği gibi, enerji ithal eden ülkeler içerisinde petrol fiyatlarındaki düşüşten en fazla zarar gören ülke Rusya olmuştur. Rusya, 1997 Asya krizinin arkasından 1998’de çok büyük bir krize sürüklenmiş, 2008 küresel krizinden de en fazla olumsuz etkilenen ülkeler arasında yer almıştır. Bugün itibariyle de Batının ekonomik yaptırımları ve petrol fiyatlarındaki düşüş ülkeyi yeni bir krizin eşiğine getirmiştir.

İhracat gelirlerinin yaklaşık 2/3’ünü, bütçe gelirlerinin önemli bir bölümünü petrol ve doğal gazdan elde eden Rusya’da düşük petrol fiyatları hem kamu gelirlerini, hem de ekonomik aktiviteyi zayıflatırken, aynı zamanda Ukrayna ile devam eden sorunlar yatırımcı ve tüketici güvenini olumsuz etkilemektedir.

Ülkede özellikle 15-16 Aralık’ta yaşananlar yeni bir krizin başlangıcı olarak algılandı. Bu süreçte ruble %60 civarında değer kaybetti. Böylece 2014’de dolar karşısında en fazla değer kaybeden para birimi ruble oldu. Ülkede enflasyon ve büyüme beklentileri önemli ölçüde bozuldu. İflas riskinin artmasıyla birlikte sermaye çıkışları hızlandı. Uluslararası finansal sermaye daha güvenli piyasalara doğru harekete geçti. Rusya Ekonomi Bakanlığı, ülkeden gerçekleşecek olan net sermaye çıkışının 2014 yılında 125 milyar dolar seviyesinde olacağını tahmin ediyor ve 2015’te de devam etmesini bekliyor. Bu şekildeki sermaye kaçışının yanısıra özel sektörün borç ödemeleri de döviz kurları üzerinde ek baskı oluşturuyor. Rubledeki değer kayıpları döviz cinsinden borçlanan yerel şirketler ve bankalar açısından ciddi sorunlara kaynaklık etmekte. Merkez bankasının rubledeki değer kaybını durdurmaya dönük olarak döviz piyasasına yaptığı müdahaleler döviz rezervlerini önemli ölçüde azalttı; bu gelişmeler üzerine uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s, Rusya’nın kredi notunu negatif izlemeye aldığını açıkladı.

Rubledeki değer kayıplarını önlemek için Rusya’nın kullanabileceği üç araç bulunmaktadır. Bunlar, döviz müdahaleleri, faiz artırımları ve sermaye kontrolleridir. İlk elde başvurulan araç merkez bankası rezervlerinin kullanılması olmuştur. Rusya Merkez Bankası rubledeki değer kaybının  ve enflasyon oranlarındaki artışın önüne geçebilmek için yıl boyunca döviz piyasasına müdahalede bulundu. Ancak müdahaleler değer kayıplarını durdurmada başarılı olamayınca, 15 Aralık 2014’de politika faiz oranı 650 baz puanlık artışla %10,5’den %17 düzeyine çıkarıldı. Devlet şirketlerine 2015’in ilk çeyreğinde aktiflerini rubleye çevirme zorunluluğu getirildi. Merkez bankası bir taraftan sert faiz artırımına giderken diğer taraftan rezervleri korumak için rubleyi serbest dalgalanmaya bıraktı. Faizin şu anki düzeyi ve rubleyi desteklemek adına daha da yükseltilmesi olasılığı ekonomiyi durgunluğa sokabilir. Faiz artırımlarının devamının gelmesi beklenirken, sermaye kontrolleri bu aşamada telaffuz edilmemektedir. Ancak yüksek faizler döviz kurlarında istikrar sağlamakta yetersiz kalırsa bu yönteme başvurulması ihtimali, uluslararası yatırımcılar açısından risk doğurmaktadır.

Küresel piyasalarda merak edilen husus, bu sorunların ülkede 1998’de olduğu gibi bir krize yol açıp açmayacağıdır. Mevcut finansal ve makroekonomik veriler bu ihtimalin zayıf olduğunu gösteriyor. Gelinen noktada ülkede bir moratoryum olasılığından söz etmek mümkün gözükmemekte. Ülkede düşük petrol fiyatlarına dayanacak düzeyde dolar rezervi bulunmaktadır (390 milyar dolar civarı). Diğer taraftan, yüksek kur politikası (değeri düşük ruble) ile petrol fiyatlarındaki düşüşün ekonomi üzerindeki olumsuzluklarının belli ölçüde telafi edilmesi mümkün gözükmektedir. Rusya Merkez Bankası, varil başına petrol fiyatının 60 dolar civarında seyretmesi halinde Rusya’nın 2015 yılında yüzde 4.7 oranında daralacağı öngörüsü yapmıştır. Mevcut durum ancak likidite yetersizliği ve beklentilerdeki bozulmanın eşlik ettiği güven sorunu şeklinde açıklanabilir.

Rusya'daki Çalkantılar Türkiye'yi Tedirgin Ediyor …

Rusya’daki sıkıntılar başta bölge ülkeleri olmak üzere küresel ölçekte sorunlar doğuracak bir potansiyele sahiptir. Ancak şu an itibariyle çok karamsar bir tablo çizilemez. Ülkede yaşanan sarsıntılar henüz bir kriz olarak adlandırılmamakla birlikte ülkenin ticari ve finansal olarak en fazla ilişki içerisinde olduğu ülkeleri derinden etkileme potansiyeli bulunuyor. Bu çerçevede en fazla etkilenecek ülkelerin başında da Türkiye gelmekte. Türkiye bir yandan petrol fiyatlarındaki düşüşün  olumlu yansımalarıyla rahatlarken diğer yandan Rusya’da başgösteren çalkantılardan tedirgin olmuştur.

Türkiye net enerji ithalatçısı olduğu için petrol fiyatlarındaki gerilemenin ekonomik aktiviteler üzerinde olumlu etkileri söz konusu olmaktadır. Petrol fiyatlarındaki 50 dolarlık düşüşün Türkiye’de cari açığın 16-17 milyar azalmasıyla sonuçlanacağı öngörülmektedir. Bunun enflasyon üzerinde ise %1.8 civarında bir etki doğurması beklenmektedir. İthalat faturasının azalması, enflasyonun düşmesi ve diğer harcamalara yer açılması ekonomik büyüme açısından olumlu etki potansiyeli taşıyan hususlardır.

Olumsuz etkilerin boyutu karamsarlık derecesinde değildir. Yine de Rusya’daki gelişmeler yakından takip edilmeli ve gereken önlemler alınmalıdır.

Türkiye hem Rusya ile olan ekonomik ilişkileri, hem de küresel piyasalarda Rusya ile aynı sepette değerlendirilmesi nedeniyle Rusya’daki gelişmeleri yakında takip etmektedir. Diğer taraftan Rusya ile ilişkiler Orta Asya ülkeleri ile olan ilişkiler bakımından da kilit rol oynamaktadır. 1998’de Rusya’da yaşanan krizin Türkiye ekonomisinde doğrudan ve dolaylı birçok soruna kaynaklık ettiği ve 2000-2001 krizlerine giden sürece katkı yaptığı hatırlanırsa durumun önemi daha iyi anlaşılmış olur.

Kasım 2014 itibariyle Rusya Türkiye’nin ihracatında 5,5 milyar dolarla %4’lük; ithalatında ise 23,1 milyar dolarla %10,5’luk bir paya sahiptir. İhracatta, otomotiv, kimyevi maddeler, hazır giyim-konfeksiyon, yaş meyve ve sebze sektörleri öne çıkmaktadır. Diğer taraftan Rusya, Türk müteahhitlik firmaları açısından ciddi bir pazardır. 2013 sonu itibariyle Türk müteahhitlik firmalarının yurtdışı faaliyetleri arasında Rusya %18’lik payla Türkmenistan’ın ardından 2. sırada yer almaktadır. 1970’lerin başlarından itibaren ortalama rakamlara bakıldığında ise ilk sıradadır.

Rusya’da yaşananların Türkiye’deki ilk etkisi finansal piyasalar üzerinde ortaya çıkmıştır. Döviz kuru yükselmiş, faizlerde indirim beklentisi en azından belli bir süre için ötelenmiştir. Ancak bu etkiler kalıcı olmamıştır. Yine de Rusya’nın kendi parasının değerini korumakta sıkıntı yaşaması TL üzerinde baskı oluşturmaktadır. Rusya’da dolar likiditesi temin edemeyenler çevre ülkelere yönelmekte, bu da Türkiye gibi ülkelerde dövize yönelik baskıyı artırmaktadır. Reel sektörler olarak Türkiye’de özellikle turizm, inşaat ve ihracat sektörlerinin Rusya’daki gelişmelerden doğrudan etkilendikleri söylenebilir.

Rubledeki değer kaybının Türkiye’nin Rusya’ya yönelik ihracatını azaltıp ithalatı artırma potansiyeli bulunmaktadır. Ancak Rusya’nın Batının ticari yaptırımlarıyla karşı karşıya olduğu dikkate alındığında bu potansiyelin gerçekleşme olasılığı zayıf gözükmektedir. Rusya’ya yönelik tekstil ve gıda ihracatında kaygı verici bir noktaya gelinmiş değildir. Batının Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımları, ilk başta Türkiye’den ihracat yapan firmaların pazar payında artış imkânı doğurmuştur. Ancak rublenin değer kaybı, ülkede yaşanan ekonomik sıkıntılar ve diğer tedarikçi ülkelerden Rusya pazarına yapılan satışların artması bu fırsatların kazanca dönüşmesini engellemiştir. Ruble ile ödeme kabul eden Türk firmalarının (özellikle tekstil ve yaş meyve ve sebze sektöründe) rublenin değer kaybından dolayı zararları söz konusu olmuş, aynı şekilde Rusya’dan verilen siparişlerin iptali de birçok firmayı zora sokmuştur.

Rusya’da gelir azaldığı için doğal olarak harcamalar kısılmaktadır. Bu da Türkiye’nin Rusya’ya ihracatını olumsuz etkilemektedir. Bu çerçevede yatırım ve müteahhitlik harcamalarında kısıntıya gidilmesi olasılığı, Türk müteahhit firmalarını tedirgin etmektedir. Ancak Rusya’daki Türk yatırımlarının durduğu/duracağı yönündeki algı oluşturma çabalarının arka planı zayıf gözükmektedir.

Rusya’dan yılda yaklaşık 4 milyon civarında turist gelmektedir. Ülkedeki ekonomik sıkıntılar nedeniyle bu sayının önemli ölçüde düşeceği yönünde kaygılar oluşmuştur. Mevcut durumda Rus turistlerin Avrupa yerine Türkiye’yi tercih edeceklerini beklemek yanlış olmasa gerektir. Rus turistlere uygun fiyat seçenekleri sunulmasıyla özellikle İspanya ve Yunanistan’ı tercih eden turistler çekilebilecektir.

Halihazırda ihracat ve turizm gelirlerinde ortaya çıkan daralmanın dışında önemli bir yansıma söz konusu değildir. 1998’deki Rusya krizinin ardından ortaya çıkan duruma benzer bir sermaye çıkışı olmamıştır ve kısa ve orta vadede böyle bir olasılık gözükmemektedir.

Bütün olumsuzluklara rağmen bu süreci fırsata çevirme imkânları da bulunmaktadır. Bu dönemde ihracat yapmakta zorlanan firmaların Rusya’da yatırım yapmaları, hem söz konusu firmaların, hem de ülkenin uzun vadeli ticari ilişkileri açısından olumlu sonuçlar doğurabilecektir. Krizin Türkiye üzerindeki olumsuz etkilerini azaltabilecek bazı girişimler gündemdedir. Örneğin, Rusya’da yaşanan likidite sıkıntıları dikkate alınarak TL ve ruble ile ticaret yapılması, Rusya’da bir serbest bölge oluşturulması gibi ticareti kolaylaştırıcı önlemler tartışılmaktadır.

Türkiye ekonomisi 2000’li yıllardakinden çok daha güçlü ve sağlam bir konumda bulunmaktadır. Ekonominin kırılgan tarafı olarak dış finansmana bağımlılık ciddi bir risk unsuru oluşturmaya devam etmektedir. Enflasyonda önceki yıla göre 2 puanlık bir artış beklenmekle birlikte cari açığın GSYH’ya oranı %5,5'e gerilemiştir. Düşük olmakla birlikte istihdam yaratan bir büyüme söz konusudur. Ancak işgücüne katılımın artmasından dolayı işsizlikte de bir artış söz konusu olmaktadır. Emtia ve petrol fiyatlarında meydana gelen yüksek oranlı düşüşün, enflasyonun ve cari açığın düşürülmesinde etkili olacağı öngörülmektedir. Dışsal faktörler anlamında 2015’de Fed’in faiz artırmasının olumsuz etkileri de, önceden fiyatlandığı için, çok yüksek düzeyde olmayacaktır. Diğer taraftan, Avrupa, Japonya ve Çin merkez bankalarının gevşek para politikası uygulamalarını sürdürmeleri, dolar likiditesindeki azalmanın olumsuz etkilerini bir nebze azaltacaktır.

Sözün özü, Rusya’daki ekonomik çalkantılar üzerinden Türkiye’de kriz algısı oluşturulmasını makul gösterecek bir durum söz konusu değildir. 


Görüntülenme : 4547




Yorum Yazın
Ad Soyad:
Email:
Yorum:

Henüz yorum yapılmamış.