Güney Kıbrıs'ta Bankacılık Krizi
Yorum
Yayınlanma Tarihi : 18 Nisan 2013 Perşembe
Güney Kıbrıs'ta Bankacılık Krizi
Güney Kıbrıs Rum Kesimi İrlanda, Yunanistan, Portekiz ve İspanya’dan sonra Euro Bölgesi’nde kurtarma paketine başvuran beşinci ülke oldu. AB, IMF ve Avrupa Merkez Bankası’ndan oluşan troyka ile anlaşan Rum Yönetimi şimdilik iflasın eşiğinden dönmüş görünüyor.

Güney Kıbrıs Rum Kesimi İrlanda, Yunanistan, Portekiz ve İspanya’dan sonra Euro Bölgesi’nde kurtarma paketine başvuran beşinci ülke oldu. AB, IMF ve Avrupa Merkez Bankası’ndan oluşan troyka ile anlaşan Rum Yönetimi şimdilik iflasın eşiğinden dönmüş görünüyor.

 

2004 yılında AB üyesi olan Güney Kıbrıs’ın Euro Bölgesi ekonomisindeki payı oldukça düşük: 23 milyar dolar, binde 2 düzeyinde. Güney Kıbrıs’ın iflasa sürüklenmesine ve Euro Bölgesi’nden çıkmasına göz yumulabilirdi. Ancak böyle bir iflas euronun geleceğini tehlikeye atacağından ve Yunanistan, Portekiz ve İtalya’yı da vurabileceğinden bu seçenek hiç tartışılmadı. Öte yandan Güney Kıbrıs’ı iflastan kurtarmak için üzerinde anlaşmaya varılan paket daha önceki kurtarma paketlerinden farklıydı. Paket bir yöntem değişikliği içermenin yanında bundan sonra Euro Bölgesi’nde yaşanabileceklere ilişkin sinyaller de taşıyor.   

 

Krizden önce Rum bankacılık sektörü

 

Daha önce kurtarma paketlerine başvuran Euro Bölgesi ülkelerindeki temel sorun kamu borcunun çevrilebilirliğiydi. Güney Kıbrıs’ta ise kamu borcunun gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYH) oranı yüzde 61 gibi makul bir düzeydeydi. Buradaki temel sorun bankacılık sektörünün büyüklüğü oldu. Dünya Bankası verilerine göre 2010 yılı sonunda bankacılık sektörünün büyüklüğü GSYH’nin dokuz katıydı.1

 

Bankacılık sektörünün bu derece büyümesinin çeşitli nedenleri var. Regülasyonlar gevşek, vergiler düşük. Sistem, kıyı bankacılığına (offshore banking) dayanıyor. Yurtdışından yüklü bir mevduat girişi var. Finansal sistemin aşırı büyüklüğü hem ülke ekonomisini hem de Euro Bölgesinin finansal sistemini riske attığı iddiasıyla son zamanlarda sıklıkla eleştirilmekteydi. 

 

Güney Kıbrıs’taki mevduatlar büyük ölçüde Rusya’dan geliyor. 32 milyar dolarlık Rus mevduatı toplam mevduatın üçte birini oluşturuyor. Lefkoşa Moskova’dan sonra Rusların ikinci finans kenti sayılıyor.  Öte yandan IMF verilerine göre Rusya’daki doğrudan yabancı yatırımların (FDI) yüzde 28’i Güney Kıbrıs’tan geliyor. İddiaya göre Rus oligarkları adadaki şirketleri aracılığıyla Rusya’da yatırım yapıyor ve bu durum, adayı, oligarkların kara para mekânı haline getiriyor.

 

Gevşek regülasyonlar ve düşük vergiler yanında Ruslar açısından adayı mevduat tutmak için elverişli kılan başka nedenler de var.  SSCB dönemine dayanan anlaşmalar gereğince Güney Kıbrıs’ta elde edilen gelirler Rusya’da tekrar vergilendirilmiyor. Son on yılda Rus oligarkların Putin’i tehdit olarak algılamasıyla Rusya’dan gelen mevduatlar daha da arttı.  Oligarklar Rusya’da mülkiyet haklarının tehlikede olduğunu düşünüp servetlerini bir AB üyesi olan Güney Kıbrıs’ta tutmayı tercih ediyorlar. Böylece servetlerinin AB hukukuyla güvence altına alındığına inanıyorlar. Üstelik, adada, şirketlerini idare edebilecek düzeyde eğitimli, yolsuzluğa bulaşmamış insan gücü bulabiliyorlar.

 

Krizin nedenleri ve “çözüm” süreci

 

Güney Kıbrıs’ı krize götüren neden, en başta finansal sektörün GSYH’ye göre aşırı büyük oluşu iken ikinci neden bankacılık sektörünün aldığı önemli risklerdi: Rum bankalarının elinde 2011 yılına gelindiğinde 4,5 milyar euroluk Yunan devlet tahvili vardı. Yunanistan 2011 yılında batmanın eşiğindeyken AB, IMF ve Avrupa Merkez Bankası ile bir kurtarma planı üzerinde anlaştı. Bu kapsamda Yunanistan’ın borçlarının bir kısmı silindi. Bu adım, ellerinde 4,5 milyar euroluk Yunan devlet tahvili olan Güney Kıbrıs bankaları için bir felaket anlamına geliyordu. Tahviller geçersiz hale gelince Rum bankalarının varlıklarında bir gecede 4,5 milyar euroluk delik açıldı. Bu durum GSYH’si 23 milyar dolar olan bir ülke için çok kaygı verici bir durumdu.

 

Öte yandan, bankacılık sektörünün aşırı büyük olmasının krizin nedeni olmayacağını savunanlar da var. Bu görüşe göre Lüksemburg, Malta ve Hollanda’da da bankacılık sektörü aşırı büyük; ama bu durum bir sorun yaratmıyor. Güney Kıbrıs’taki büyüklük de krizin nedeni olamaz, olsa olsa kırılganlık yaratabilir. Ülke, 2008 global krizinde resesyona bile girmemişti. Sadece hafif bir yavaşlama olmuştu. Bankacılık sektörünün büyüklüğünü zararsız görenlere göre krizin asıl nedeni Rum hükümetinin aldığı kararlardı. Hükümetin kötü mali politikaları nedeniyle uluslararası yatırımcıların güveni sarsıldı.     

 

Euro Bölgesi borç krizinin başlamasıyla birlikte adada bankacılık sektörü ve kamu maliyesi kısır döngü içinde birbirini olumsuz yönde etkilemeye başladı. Euro Bölgesi için tehlike çanları çalmaya başladığında Avrupa Bankacılık Otoritesi tarafından bankalardan sermaye artırımı istendi. Bankaların buna gücü yetmediğinde devletin devreye girmesi gerekiyordu. Güney Kıbrıs’ta bankacılık sektörü Yunan tahvillerinden zaten zarar görüşmüştü; sektörün sermaye artırımına gücü yetmedi. Rum yönetimi de devlet bütçesinden kat kat büyük olan bankacılık sektörünü fonlayabilecek durumda değildi. Euro Bölgesi’nde yapılan bankacılık stres testlerinin sonucu Temmuz 2011’de yayınlandığında ülkedeki kaygı verici durum apaçık ortaya çıkmış oldu. Mayıs 2011’de ülkenin uluslararası sermaye piyasalarına erişimi durdu. Rum yönetimi, bu koşullara rağmen, troykaya başvurup kurtarma paketi talebinde bulunmayı tercih etmedi. Bazı yorumlara göre kemer sıkma baskısıyla karşılaşmak istemediği için kurtarma paketine başvurmadı. Temmuz 2012’de kredi derecelendirme kuruluşları tarafından Güney Kıbrıs’ın puanı “yatırım yapılabilir” seviyesinin altına indirilince, Avrupa Merkez Bankası, kural gereği, bu ülkeye Euro Sistem’den borç verilemeyeceğini açıkladı. Avrupa Merkez Bankası Kasım 2012’de Rum yönetimini sıkıştırarak kurtarma planına başvurulmadığı takdirde likiditeyi kesmekle tehdit etti. Rum hükümeti Aralık’ta kemer sıkma politikalarını devreye sokmayı kabul etti. 1 Mart’ta yeni konservatif hükümetin başa gelmesiyle pazarlıklar hızlandı.

 

Yeni hükümet kurtarma paketi karşılığında yeniden yapılanmaya daha sıcak bakıyordu. Ancak AB Bakanlar Konseyi bu kez sert bir tutum takındı ve Yunanistan, İrlanda, Portekiz ve İspanya’ya sunduğu kurtarma paketlerinden farklı koşullar ileri sürdü. 15-16 Mart’ta kurtarma paketi karşılığında kemer sıkma politikalarının devreye sokulması yanında bankalardaki mevduatlardan kesinti yapılması şartı konuldu. Anlaşmaya varılamaması durumunda likidite kesilecekti.

 

Esasen, Avrupa Birliği Maliye Bakanları, Avrupa Merkez Bankası ve IMF’den oluşan troykanın da amacı adadaki krizi bir an önce sonlandırmaktı. Avrupa Merkez Bankası 2012’de sorunlu ülkelerin devlet tahvillerini satın almayı kabul ederek bir bakıma yatırımcı güvenini canlandırmayı başarmıştı. İstikrarı sarsmak istemiyordu. 16 Mart’ta troyka tarafından Güney Kıbrıs yönetimine sunulan anlaşmaya göre ülkeye 10 milyar euro verilecekti. Ancak bu rakam ihtiyacı karşılamıyordu. Geri kalan yaklaşık 6 milyar euroluk açık ise ülkedeki mevduatlardan kesilecekti. 100 bin euro altındaki mevduatlardan yüzde 6,75; 100 bin euro üzerindeki mevduatlardan ise yüzde 9,9 oranında kesintiye gidilecekti. Bu plan 19 Mart’ta Rum parlamentosu tarafından reddedildi. Rum hükümeti yardım için müttefiki Rusya’ya başvurdu. Gelecekteki gaz gelirlerinden pay vermeyi teklif ederek para istedi. Ancak Rusya ikna olmadı.

 

İflasın eşiğindeki Güney Kıbrıs troyka ile tekrar masaya oturdu. 25 Mart’ta nihai bir anlaşmaya varıldı. Kabul edilen kurtarma paketine göre Avrupa İstikrar Mekanizması ve IMF Güney Kıbrıs’a 10 milyar euro verecek, 6 milyar euro ise ülkedeki 100 bin euro üzerindeki mevduatlardan değişen oranlarda kesilecek. Avrupa Maliye Bakanları mudilerden para kesilmesi uygulamasının tek seferlik olduğunu vurguladılar. Rum hükümeti, finansal regülasyonu sıkılaştırmayı, tasarruf önlemleri almayı, vergileri artırmayı, özelleştirme yapmayı ve bankacılık sektörünü küçültmeyi de kabul ediyordu. Bu plan Rum parlamentosunda kabul edildi.

 

Yeni planda küçük mevduat sahiplerine dokunulmadı. Ancak 100 bin euro üzerindeki mevduatlardan yüzde 60’a kadar kesintiye gidilebilecek. Güney Kıbrıs’ın en büyük iki bankasından biri olan Laiki Bank parçalanacak, iyi banka ve kötü banka olarak iki banka kurulacak. Kötü olan zamanla kapatılacak, iyi olan ülkedeki en büyük banka Bank of Cyprus’a devredilecek.

 

Neden farklı bir uygulama?

 

Bu paket, önceki kurtarma paketlerinden farklı olarak Güney Kıbrıs’taki tasarruf sahiplerinden 6 milyar euro kesilmesini şart koşuyor. Önceki kurtarma paketlerinde sadece sert kemer sıkma politikaları dayatılırken Güney Kıbrıs için kemer sıkma şartı yanında mevduatlardan kesinti yapılması da isteniyor. Bir yoruma göre borcun bankalardan kaynaklandığını düşünenler kurtarmanın yükünü de bu sektörün üstlenmesini istediler. Mudilerin çoğunluğunun Rus olması da AB üyelerinin bu kararı almasını kolaylaştırdı. Ayrıca, Almanya’da Eylül 2013’te yapılacak seçimlerin de bu kararda etkili olduğu görülüyor. Seçim arifesinde, Alman Başbakanı, Alman vergi mükelleflerinin paralarıyla Rus oligarklarını “kurtarmak” istemedi. Almanya’daki seçimler yaklaştıkça kurtarma paketlerinin koşulları Almanya’nın baskısıyla daha da sertleşiyor.

 

Tepkiler

 

Paket parlamentodan geçmiş, Güney Kıbrıs iflasın eşiğinden dönmüş olsa da Rum halkı çok öfkeli. Zenginler servetlerini büyük ölçüde yitirecekler. Altın rezervlerinin bir bölümü satılacak. Rum halkına göre, ülkedeki kriz, Yunan devlet tahvillerinin yeniden yapılandırılmasından kaynaklanıyor; ama krizin faturası, hiçbir suçları yokken, kendilerine kesiliyor.

 

Mudilerden para kesilmesi uygulamasını aşırı bulan analistler bu adımın olumsuz sonuçlar doğurabileceğini savunuyorlar. IMF kayıtlarına göre 1970 yılından beri 147 banka krizi yaşandı, ama bunların hiçbirinde mudilerden para kesilmedi. Kesinti kararının Euro Bölgesi’nde emsal teşkil edeceği ve panik yaratacağı düşünülüyor. Bu adım, sorunlu ülkelerde mevduat tutan yatırımcıların ve tasarruf sahiplerinin paniklemesine neden olabilir. Ayrıca Malta ve Lüksemburg gibi bankacılık sektörleri aşırı büyük olan ülkelere olan güven sarsılabilir.

 

Karara Ruslar da tepki gösterdi. Rus mudilerden yapılacak kesintinin 9 milyar euroyu bulacağı tahmin ediliyor. Bu rakam, Rus ekonomisini etkilemeyecek bir rakam olsa da Medvedev Avrupa’yı hırsızlıkla suçladı. Putin ise şimdilik yumuşak bir tepki verdi ve “AB’yi ve Kıbrıs’ı desteklemeyi düşünüyoruz” dedi. Almanya Başbakanı Merkel ise üstü kapalı olarak Ruslara hitap ederek, “Bu paket istenmeyen gelişmelerin esas sorumlularını sorunun çözümüne dâhil ediyor” dedi.2

 

Bundan sonra ne olacak?

 

Yeni paketi kabul eden Güney Kıbrıs zorlu bir döneme girecek. Kıyı bankacılığı sisteminin yara almasıyla öteki ülkelerden, özellikle Rusya’dan gelen mevduatların güçlü ekonomilere ve bankalara kaymayı bekleniyor.

 

Bu krizin Güney Kıbrıs-KKTC-Türkiye ilişkilerinde önemli gelişmeleri beraberinde getirebileceği, Türk tarafı ile bir yakınlaşma, hatta birleşme olabileceği tartışılıyor. The Economist dergisi Türk tarafı ile birleşmenin Rumlar için uzun vadede en iyi plan olduğunu iddia ediyor.3 Adada birleşme sağlanırsa turizm gelirlerinin ve büyüme oranlarının artacağı düşünülüyor. Güney Kıbrıs’ın ada etrafındaki gazla ilgili anlaşmazlığı çözüp, gazı Türkiye üzerinden çok daha ucuza ihraç edebileceği ve bundan ciddi bir fon elde edebileceği söyleniyor.

 

Güney Kıbrıs krizi Euro Bölgesi’nin geleceğine dair de ciddi işaretler taşıyor. Bankacılık sektörleri aşırı büyük olan ülkelerin bundan sonra daha dikkatli davranacağı tahmin ediliyor. Çünkü bankacılık sistemini kurtarma zorunluluğu doğduğunda devletin bütçesi yetersiz kalabiliyor.

 

Mevduatlardan kesinti yapılması kararı Euro Bölgesi’nin sorunlu ülkeleri açısından kaygı verici bir emsal oldu. Bu karar daha önce kurtarma paketlerine başvurmuş olan Akdeniz ülkelerinde ciddi etkiler yaratabilir. Sorunlu ülkelerdeki mevduatlar kuzey ülkelerine kaçabilir. Bu durum sorunlu ülkelerdeki fonlama maliyetlerini artıracağı için şirketlerin ve tüketicilerin paraya erişimi zorlaşır ve resesyon daha da derinleşebilir.

 

Almanya ise geleceğe yönelik bu kötümser tahminlere katılmıyor. Alman Maliye Bakanı euronun üç yıl öncesine göre artık daha güçlü bir para birimi olduğunu ve mevduatlardan kesinti yapılması kararından sonra bile güney ülkelerindeki bankalardan kaçış olmadığını söylüyor.

 

Sonuç olarak, Güney Kıbrıs’taki krizle birlikte, bankacılık sektöründe yaşanabilecek sorunlara karşı Euro Bölgesi’nin henüz efektif bir mekanizma geliştiremediği ortaya çıkmış oldu. Uzmanlara göre, Euro Bölgesi krizinde sert kemer sıkma politikaları tek başına yetersiz kalıyor; bankacılık birliğine yönelik çalışmaların hızlandırılması gerekiyor. Topyekûn kurtarma sağlayan paketlerin de sonuna gelindi. Bundan sonra yatırımcıların ve mudilerin de ellerini ceplerine atmaları istenebilir.



Görüntülenme : 5129



Yazar Seda Eren

Yorum Yazın
Ad Soyad:
Email:
Yorum:

Henüz yorum yapılmamış.