Küresel Hanehalkı Kredi Bağımlılığı
Yorum
Yayınlanma Tarihi : 18 Mart 2015 Çarşamba
Küresel Hanehalkı Kredi Bağımlılığı
Borçlanma küresel finans sistemi açısından mücadele edilmesi gereken bir kriz unsuru olarak görülmüyor, aksine küresel finans sisteminin en önemli dayanaklarından biri haline geliyor.

“Küresel ekonomi kredi bağımlısı haline geldi”.1 Financial Times’tan Martin Wolf, 24 Şubat 2015 tarihli köşesinde uluslararası finansal danışmanlık şirketi McKinsey’in “Debt and (not much) Deleveraging“ başlıklı küresel borçluluk raporuna değinip bu çarpıcı ifadeyi kullanıyor. Gelişmiş ve gelişmekte olan 47 ülkedeki güncel borçluluk rakamlarının yer aldığı rapor Şubat ayında yayınlandı. Raporun bir bölümünde hanehalkı borçluluğunda krizden bu yana yaşanan artış ve bu artışın nedenleri üzerinde duruluyor. Hanehalkı borçluluğundaki dinamikler önemli, çünkü dünyanın büyük ekonomilerindeki özellikle de ABD’deki sürdürülemez hanehalkı borcu 2008 finansal krizinin nedeni olarak görülmüştü. McKinsey raporundaki verilere göre krizden bu yana hanehalkı borçluluğunda pek bir şey değişmedi.  Üstelik pek çok ülkede hanehalkı borç oranları mevcut gelirlere göre krizden bu yana daha da arttı.2

 

2008 krizinden önceki yıllarda krediler akıyor, varlık fiyatları artıyordu. Ekonomik büyüme görünüşte sağlamdı. Ancak gerçekte bu büyüme borca ve tüketime dayalı yapay bir büyümeydi. Borçlanma büyümenin en önemli araçlarından biri olarak görülüyordu. Yüksek borç neredeyse bütün gelişmiş ülkelerde şirket borçlarından değil hanehalkı borçluluğundan kaynaklanıyordu.3

 

McKinsey raporu 2008’den beri toplam borçluluk oranlarında herhangi düzelme olmadığını gösteriyor. Son 6 yıldır toplam küresel borçluluk oranlarında bir azalma gözlemlenmiyor. İncelenen 47 ülkenin çoğunluğunda borcun GSYH’ye oranı artmaya devam etmiş. Rapora göre 2007’de 47 ülkenin toplam borçların toplam GSYH’lerine oranı %269 iken 2014’ün ikinci çeyreğinde bu oran %286’ya çıkmış durumda. Toplam küresel borç 2007’den bu yana 142 trilyon dolardan 199 trilyon dolara yükselmiş.4  

 

Hanehalkı borçlanma oranlarında da 2007’den bu yana azalma olmadığı görülüyor. 47 ülkenin %80’inde hanehalkı borç oranı artmış durumda. Gelişmekte olan ülkelerde hanehalkı borçluluğunun mevcut gelirlere oranı %13 yükselmiş.5 ABD, İngiltere, İrlanda ve İspanya hariç, gelişmiş ülkelerde de bu oran armış. Hanehalkı borçlanmasında en büyük kalemi konut kredileri oluşturmakta. Gelişmiş ülkelerde hanehalkı borcunun %74’ü, gelişmekte olan ülkelerde de %43’ü konut kredilerinden kaynaklanıyor.6

 

Konut kredilerinin yükselmesinin nedeni borçlanmayı özendiren vergi teşvikleri, artan arazi fiyatları, kredi kullanılabilirliğinin artması ve bunun sonucunda yükselen gayrimenkul fiyatları. Merkez bankalarının krizden bu yana faizleri daha da düşürmesi ve bunun sonucunda oluşan düşük kredi taksitleri hanehalkının giderek daha fazla borçlanmasına neden oldu. Benzer şekilde, son 30 yıldır gelişmiş ekonomilerde reel faizlerin düşmesinin, hanehalkı kredi bağımlılığının artmasına neden olduğu savunuluyor. Örneğin ABD’de 1945 yılında hanehalkı borcu kullanılabilir gelirin %16’sı iken 2000’de bu oran %89’a, 2007’de % 125’e çıktı. 2014’ün ikinci çeyreğinde %99 oldu. ABD’de hanehalkının konut alımı, araba alımı ve eğitim harcamalarının neredeyse tamamı kredi yoluyla yapılır hale gelmiş görünüyor.

 

2008’den önce ve sonra gerçekleşen hanehalkı borç dinamikleri hanehalkı borçlanmasındaki artışın sadece bireylerin sorumsuzluğuna bağlanamayacağını gösteriyor. Borcun yükselmesi tarihsel, sosyal ve yapısal faktörlerle de yakından ilgili. Ekonomi politikalarındaki değişiklikler, finansallaşma, krediye kolay erişim hanehalkının gittikçe artan oranda borçlanmasına neden oldu. Borçlanma hükümetler ve piyasa için vazgeçilmez bir araç. Borçlanma tüketimi canlandırıp büyümeyi hızlandırırken kredi veren finans sistemi için de temel bir kâr aracına dönüşüyor. Bu yüzden bankacılık sistemi kredileri agresif yöntemlerle pazarlıyor.7

 

Hanehalkı borçluluğundaki gelişmelere dair farklı görüşler de var. Küresel finans sistemine göre hanehalkı borçluluğu kaçınılmaz ve ekonomi için de vazgeçilmez bir unsur.  Önemli olan borçların gelirlere oranı ve bunun iyi takip edilmesi. Hanehalkının finansal hizmetlere erişiminin artması ve borçlanması finansal sistemin sağlıklı bir biçimde derinleştiğini gösteriyor. Hanehalkının borçluluğunun artması ekonomik ve finansal gelişmenin doğal bir sonucu olarak görülüyor. Bu yüzden borçlanmanın sona erdirilmesi veya azaltılması gerekli görülmüyor. Önemli olan borçların çevrilebilirliği.8 Kredi balonları, varlık fiyatları balonları ve bunları takip eden krizler ve resesyonlar tekerrür eden doğal olgular olarak görülüyor. Bu durumda kriz yönetimi için gerekli olan şey yeni finansal araçlar ve mekanizmaların inşa edilmesi. Bu durumda hanehalkının da borçla yaşamayı öğrenmesi gerekiyor.

 

Borçlanmaya temkinli yaklaşanlar ise büyümenin artan oranda borçlanmayla pompalanmasını sürdürülebilir görmüyor. Dünya ekonomisinin hali hazırda borç bağımlısı haline geldiğini savunuyorlar. Financial Times gazetesinden Martin Wolf’a göre dünya ekonomisini döndürmek ve talebi canlı tutmak için artık borçluluğa ve kredilere yaslanmak yerine başka yöntemlere başvurulmalı. Bu konuda radikal reformlar gerekiyor. Başka seçenekler denenmediği sürece borçluluktan kaynaklanan kriz dalga dalga yayılmamaya devam edecek.9

 

Son olarak, küresel finans sisteminin eleştirisini yapanlara göre artan hanehalkı borçluluğu ekonomi için kaçınılmaz olmayıp finans sektörü tarafından yapay olarak üretiliyor. Bu anlamda borçlanma küresel finans sistemi açısından mücadele edilmesi gereken bir kriz unsuru olarak görülmüyor, aksine küresel finans sisteminin en önemli dayanaklarından biri haline geliyor. Bu yüzden dayatılmış bir borç birikimiyle karşı karşıyayız.10

 


1 http://www.ft.com/intl/cms/s/0/585ae328-bc0d-11e4-b6ec-00144feab7de.html#axzz3Tz9atLvL

2 http://www.mckinsey.com/insights/global_capital_markets/uneven_progress_on_the_path_to_growth

3 http://www.mckinsey.com/insights/global_capital_markets/uneven_progress_on_the_path_to_growth

4 http://www.mckinsey.com/insights/global_capital_markets/uneven_progress_on_the_path_to_growth

5 http://www.mckinsey.com/insights/global_capital_markets/uneven_progress_on_the_path_to_growth

6 http://www.mckinsey.com/insights/global_capital_markets/uneven_progress_on_the_path_to_growth

7 http://www.mckinsey.com/insights/global_capital_markets/uneven_progress_on_the_path_to_growth

8 http://www.mckinsey.com/insights/global_capital_markets/uneven_progress_on_the_path_to_growth

9 http://www.ft.com/intl/cms/s/0/585ae328-bc0d-11e4-b6ec-00144feab7de.html#axzz3Tz9atLvL

10 Maurizio Lazzarato, Borçlandırılmış İnsanın İmali - Neoliberal Durum Üzerine Deneme, çev., Murat Erşen (İstanbul: Açılım Kitap, 2014).


Görüntülenme : 3647



Yazar Seda Eren

Yorum Yazın
Ad Soyad:
Email:
Yorum:

Henüz yorum yapılmamış.