Jeopolitik Riskler ve Yeni Türkiye Konferansı
Yorum
Yayınlanma Tarihi : 10 Aralık 2015 Perşembe
Jeopolitik Riskler ve Yeni Türkiye Konferansı
Antalya Büyükşehir Belediyesi Yeni Türkiye Konferansları dizisinde “Jeopolitik Riskler ve Yeni Türkiye” konusu değerlendirildi.

Antalya Büyükşehir Belediyesi Yeni Türkiye Konferansları dizisinde “Jeopolitik Riskler ve Yeni Türkiye” konusu değerlendirildi. Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı'nca Kepez Yeni Mahalle Semt Evi’nde organize edilen “Jeopolitik Riskler ve Yeni Türkiye” başlıklı konferansta Stratejik Düşünce Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün, Bilkent Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Akif Kireçci ve Stratejik Düşünce Enstitüsü Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Şahin konuşmacı olarak yer aldı. Konferansın modeatörlüğünü ise siyaset Bilimci Dr. Murat Yılmaz üstlendi.

 

Suriye, Rusya ile uçak krizi ve IŞİD’in ele alındığı konferansta, bölgedeki savaşın temelinde Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının yattığı vurgulandı. Suriye’deki savaşın asıl nedeninin Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları olduğuna dikkat çeken Bilkent Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve ASEM Başkanı Doç. Dr. Mehmet Akif Kireçci, Rusya’nın bu kaynaklardan yoksun kalması halinde uluslararası bir güç olmaktan çıkacağını belirtti. Kireçci, “Aslında bu savaşın özü, Doğu Akdeniz’deki trilyonlarca metreküplük doğalgaz kaynakları. Suriye, Gazze ve Mısır açıklarında hatta Güney ve Kuzey Kıbrıs’ta bulunan enerji kaynakları için bu savaş yapılıyor. Eğer Rusya bu enerji kaynaklarının dünya pazarlarına dağıtımı sürecinde olamazsa 30-40 sene sonra orta ölçekli bir ülke olmaktan çıkar ve denklemden düşer. Elindeki tüm jeopolitik kartları da kaybeder” saptamasında bulundu. Kireçci sözü Rusya ile Türkiye arasındaki mevcut uçak krizine getirerek Türkiye’nin bu krizi iyi yönetmesi gerektiğini belirtti. Türkiye-Rusya ilişkilerinin gittikçe kötülediğini vurgulayan Kireçci, Rusya’nın uygulamalarını için “sinir bozucu” tanımlamasında bulundu. Kireçci şöyle devam etti: “Rusya ile yaşadığımız krizin hükümetler arası boyutunda bir mantık dışılık ortaya çıkmaya başladı. Bekleme kamplarında iş adamlarımızın sorgulanması, sınır dışı edilmesi, öğrencilere baskıların yapılması gibi, bunların ben kademe kademe yükseleceğini tahmin ediyorum. Muhtemelen önümüzdeki hafta başka bir takım yaptırımlar gelebilir. Bunu yönetecek sabrı ve gücü göstermemiz lazım. Bu kriz bizi doğrudan batı ittifakının ortasına attı. Buradan Türkiye menfaatli de çıkabiliriz ama bir takım sektörlerimiz zarar da görebilir. Bu krizi iyi yönetmemiz gerekiyor.”

 

Türkiye’nin Batı dünyası ile olan ilişkilerini ele alan Prof. Dr. Birol Akgün ise Türkiye’nin dış politikada izleyebileceğini söylediği ve “Türkiye’nin Batı dünyası ile entegrasyonu, Avrasyacılık, ve Türkiye merkezli olmak üzere kendi çevresindeki ülkelerle sosyo-ekonomik entegrasyona gitmesi" şeklinde özetlediği üç modeli şöyle anlattı: "Türkiye’nin Batı dünyası ile entegrasyonu Tanzimat’tan bu yana istediğimiz bir şey. Savaş sahasında ve siyasi anlamda rekabet edebileceğimiz bir güce, kuvvete erişmek iÇin Tanzimat reformlarını başlattık. Ekonomiye baktığımızda da bu ülkelerle yüzde 50 oranında ticari bir işbirliğimiz bulunuyor. Bence bu hala bir devlet projesi olarak, sosyal, siyasi ve ekonomik bir opsiyon olarak öne çıkıyor. Avrasyacılık dediğimiz proje ise yükselen Avrasya güçleri ile Türkiye’nin işbirliğini içeren projedir. Rusya’dan Çin’e, İran’dan Orta Asya’ya, Uzakdoğu’ya kadar dünya ile ilişkileri geliştirmek üzerine kurulu olan bu proje daha çok ulusalcı solun gündeme getirdiği, az sayıda bir kesimin evet dediği, toplumsal desteğin zayıf olduğu bir proje. Üçüncüsü de Türkiye merkezli bir çekim alanı oluşturmaktır. Türkiye’nin çevresinde bulunan ülkelerde var olan enerji kaynakları, insan gücü, pazarlar ile ülkemizde bulunan üretim gücü, teknoloji ve turizm alanındaki olanakları bir araya getirip, bunun üzerine inşa edilebilecek ortak bir ekonomik siyasi gelecek projesi temellendirilebilir.”

 

Konferansın son konuğu olarak söz alan Doç. Dr. Mehmet Şahin ise Ortadoğu’daki mevcut gelişmeleri Avrupa’nın Ortaçağına benzeterek şu saptamalarda bulundu: “Çünkü mevcut bölgesel sistemde devlet kalmamış gibi. İşleyen devlet göremiyoruz artık. Ancak bu bölgede milyonlarca insan yaşıyor. Devletler ortadan kalktığı için devlet dışı aktörler devreye giriyor. Terör örgütü yapıları karşımıza çıkıyor. Büyük devletler ortadan kalkıyor, küçük küçük siyasi birimler oluşuyor. Bu durumlarda genellikle coğrafyaya dışarıdan gelenler karlı çıkarlar. bugün ABD, Rusya,İngiltere Ortadoğu ülkesi mi? Ancak bu üç ülke şu an Ortadoğu’nun en güçlü ülkeleri. Bölge dışı güçler maalesef devlet dışı aktörleriyle çalışmayı kendilerine daha uygun buluyorlar.” Şahin, aynı zamanda ülkelerin bölgedeki çıkarları yüzünden IŞİD ile savaşmak istemediklerini belirtti: “IŞID karşıtı 60 yakın ülke karşı koalisyonlarda yer aldı. Dünyanın en güçlü ülkeleri bir araya geliyorlar, IŞİD’e karşı savaş verdiklerini söylüyorlar ki NATO’nun tüm ülkeleri bunun içinde. Nedense IŞİD’i yenemiyorlar. Ya bunlar çok zayıf, ya da bunların IŞID ile savaşmak gibi bir niyeti yok. Bana göre ikinci seçenek çok daha güçlü.”

 

 

 


Görüntülenme : 1024



Yorum Yazın
Ad Soyad:
Email:
Yorum:

Henüz yorum yapılmamış.