Finansal İstikrar Zemininde Yeni Bir Ekonomik Başarı Hikâyesi Mümkün
Yorum
Yayınlanma Tarihi : 31 Ağustos 2016 Çarşamba
Finansal İstikrar Zemininde Yeni Bir Ekonomik Başarı Hikâyesi Mümkün
Ülke olarak çalkantılı bir dönemden geçtiğimiz şu sıralarda, sorunları fırsata dönüştürerek, yeni bir ekonomik başarı hikâyesi yazmanın zeminini oluşturmak mümkün gözüküyor.

Sağlam bir ekonomik yapı oluşturulması sürecinde gelişmiş ve istikrarlı bir finansal sistem hayati bir rol oynamaktadır. Etkin bir finansal sistemin ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği üzerinde çok önemli etkileri vardır.

 

Finansal sistemin temel işlevi borçlanıcılar ve borçvericiler arasında aracılık yapmaktır. Bu işlevi sayesinde sistem, etkin sermaye tahsisine olanak sağlayarak yeniliklerin ortaya çıkmasına ve yüksek oranlı büyümeye katkı yapar. Sistemin bu işlevi statik kalmamış, ekonomik gelişmelerle birlikte zaman içerisinde karmaşık bir yapı kazanmıştır.

 

Finansal istikrarın önemli bir parçasını bankacılık sektörünün istikrarı oluşturmaktadır. Yapılan ampirik çalışmalar, bankacılık sektörü kaynaklı finansal istikrarsızlıkların, diğer istikrarsızlık yaratabilecek kaynaklara göre reel sektör üzerinde hasıla azalması ve istihdam kaybı anlamında daha çok olumsuz etkiler oluşturduğunu ortaya koymaktadır.

 

İstikrar kaygılarının merkezinde çoğunlukla bankacılık sisteminin sağlamlığı hususu yer almaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde bankacılık sisteminin finansal sistem içerisindeki ağırlığı nedeniyle sektördeki istikrarsızlıkların ekonominin tamamını olumsuz etkileme potansiyeli bulunmaktadır. Dolayısıyla ekonomideki bütün birimler bankacılık sektörünün istikrarı konusuyla yakından ilgilenmek durumundadır. Sistemin etkinsizliği, yatırıma dönüştürülebilir kaynakların yanlış kullanımına yol açacağından, politika yapıcılar etkinliği ve rekabeti sağlayacak tedbirler alarak sektörün istikrarını sağlamak zorundadırlar.

 

Bankacılık sisteminde yaşanabilecek olumsuzlukların finansal ve reel maliyetleri oldukça yüksek olmaktadır. Özellikle döviz krizleriyle birlikte ortaya çıkan bankacılık krizleri GSYH’da önemli kayıplara yol açmaktadır. Diğer taraftan dünya çapında yaygınlaşan finansal liberalizasyon uygulamaları ve iletişim teknolojisindeki ilerlemeler nedeniyle bir ülkedeki bankacılık sektöründe yaşanan sorunlar hızla diğer ülkelere de yansımakta ve hemen her ülkenin bankacılık sistemleri bundan az veya çok etkilenmektedir.

 

Bankalar tasarrufları finansmana dönüştüren başlıca aktörler olup, para yaratma sürecinde ve ödeme sisteminde önemli bir rol oynarlar. Banka kredileri yatırımların ve büyümenin finansmanının önemli bir bileşenidir. Tarih boyunca bankacılık sistemlerinde ortaya çıkan sıkıntılar önemli finansal ve ekonomik çöküşlere yol açmıştır. Güçlü ve güvenilir bir bankacılık sistemi bu nedenle ülke ekonomisinin yüksek performans göstermesi açısından mutlak anlamda önem arzetmektedir. Bu yüzden parasal ve finansal istikrarı korumak için merkez bankaları ve denetleyici otoritelerin bankacılık sisteminin istikrarını değerlendirme konusunda özel bir ilgileri vardır.  Finansal sistemin sağlamlığı ve esnekliğinin artırılması için;

 

§  Bankaların sermaye tabanlarının güçlendirilmesi,

§  Sistemin likiditesinin korunması,

§  Bankacılık sektörünün gözetim ve denetiminin artırılması ve

§  Düzenleyici çerçevenin iyileştirilmesi gerekmektedir.

 

Birçok gelişmekte olan ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de finansal sistem bankacılık ağırlıklı bir görünüm arzetmektedir. Bankaların yanı sıra menkul kıymet yatırım fonları, sigorta şirketleri, finansal kiralama şirketleri ve emeklilik fonlarının sistemdeki ağırlıkları da giderek artmaktadır.

 

Sağladığı bireysel ve ticari krediler vasıtasıyla bankacılık sektörü, makroekonomik çerçeve içerisinde önemli bir konumda yer almaktadır. Yatırımları ve dolayısıyla büyümeyi finanse ettiği bankacılık sektörünün sağlayacağı kredi miktarlarında meydana gelecek değişmelerin makroekonomik istikrar üzerinde önemli etkileri olmaktadır.

 

Büyüklüğü ve aktif kalitesi bakımından gelişmiş ülke bankalarının gerisinde yer alan Türk bankacılık sistemi özellikle 1990 sonrasında ard arda iç ve dış kaynaklı krizlerin baskısı altında kalmıştır. 1994, 1998-1999 ve 2000-2001 tarihlerinde yaşanan iç kaynaklı krizlerin maliyeti çok yüksek olmuştur. 1990’lı yıllarda ekonomik ve sosyal sorunların ağırlaşması bankacılık sektörünü etkilemiş, diğer taraftan sektörün yapısal, kurumsal ve yönetsel sorunları da ekonomik krizin derinleşmesiyle sonuçlanmıştır. 1990’lı yıllarla birlikte sektörde yapısal problemler şiddetlenmiş, ard arda yaşanan krizler nedeniyle bu dönem, özelde bankacılık, genelde ise finansal istikrar açısından “kayıp on yıl” olarak tarihe geçmiştir.

 

1997’de Asya’da, 1998’de Rusya’da yaşanan krizler Türk bankacılık sektörünü olumsuz etkilemiş, yüksek faizler ve bankacılık sektöründeki artan sorunlu krediler bankaların karlılığını düşürmüş, kırılganlıklarını artırmıştır. 2000-2001 krizi sonrası Türk bankacılık sisteminde yeniden yapılanmaya gidilmiştir. Finansal sistemin tümünü etkileyecek biçimde yeni yasal düzenlemeler yapılmış, yeni kurumlar oluşturulmuştur. Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması, sektörün piyasa yapısını ve rekabetçi düzeyini etkilemiştir. Yeni dönemde sermaye yeterliliği açısından güçlü bir yapıya kavuşan Türk bankacılık sektörünün 2008-2009 küresel krizinden etkilenme düzeyi oldukça düşük kalmıştır.

 

Krizler sonrası alınan tedbirler sayesinde sektörde hızlı bir iyileşme yaşanmış, bankaların bilanço yapıları güçlenmiş ve sağlanan istikrar ortamında küresel sermayenin payı artış göstermiştir. Devlet ve özel bankaların güçlendirilmesi ve düzenleyici ve denetleyici çerçevenin iyileştirilmesi bankacılık sektörünün istikrarına önemli katkı yapmıştır. Halihazırda Türk bankacılık sektöründe 53 banka faaliyet göstermekte olup, toplam aktif büyüklüğü Temmuz 2016 itibariyle 2.49 trilyon Tl’dir (Aktif büyüklüğünün GSYH’ya oranı 2015 sonu itibariyle 1.11 olarak gerçekleşmiştir). Sektörün toplam kredi tutarı 1,58 trilyon Tl, mevduat tutarı 1.32 trilyon Tl’dir.

 

Mevcut durumda finansal sistem açısından birtakım risk kaynakları bulunmaktadır. Sistem düşük ve istikrarlı enflasyon altında sürdürülebilir büyümeyi destekleyecek şekilde yurtiçi tasarrufların artırılması problemiyle karşı karşıyadır. Diğer taraftan, menfur 15 Temmuz darbe girişiminin ortaya çıkardığı sosyal, ekonomik ve siyasi sorunlar, küresel piyasalardaki belirsizlikler, ekonomik büyüme, ihracat ve turizm gelirlerindeki gerilemeler, kredi derecelendirme kuruluşlarının not indirme tehditleri vb. hususlar da öne çıkan risk unsurları arasında göze çarpmaktadır.

 

Finans sektörü, darbe kılıfında sunulan işgal girişimini önemli yaralar almadan atlatabilmiştir. Gerek sektörün sağlam kurumsal yapısı, gerekse olgun müşteri davranışı sayesinde sistemde kırılmalar oluşmamıştır. Bankalardan mevduat çıkışı yaşanmamış, olağan dışı kredi talepleri oluşmamıştır. TCMB, SPK, BDDK gibi sistemin merkezinde yer alan kurumların sürece zamanında ve doğru araçlarla müdahale etmelerinin kısa sürede olumlu sonuçları görülmüştür.

 

Halihazırda sistemde mevcut olan birtakım yapısal sorunlara ve yaşanan olumsuz gelişmelere rağmen, bankacılık sektöründe sermaye yeterlilik oranları iyi durumda olup (%15.8), sorunlu kredilerin seviyeleri kaygı verici düzeylere ulaşmamıştır. Yıllık kredi büyümesi makul düzeylerde olup, ticari krediler güçlü seyrini korumaktadır. Sektörün dış borçlarının ortalama vadesinde ise uzama söz konusudur. Kâr oranlarında bir miktar düşüş gözlenmekle birlikte (Temmuz 2016 itibariyle sektörün dönem net karı 22,78 milyar Tl civarındadır), bu durum sektörü olumsuz etkileyecek bir faktör olarak görülmemektedir.

 

Ekonomide cari açık azalmakta, finansmanı uzun vadeli kaynaklara doğru kaymakta; mali disiplin korunmaktadır. Finans sisteminde ise dış kaynak kullanımında azalmaya borçlanma vadelerindeki uzama eşlik etmektedir. Küresel ölçekte finansal piyasalarda ve buna bağlı olarak gelişmekte olan ülkelere yönelik fon akımlarında oynaklıklar devam etmekle birlikte, küresel risk iştahında bir gerileme söz konusu değildir. Bu çerçevede dışsal finansmana erişim sorunu bulunmamakta, borçlanma maliyetlerinde önemli bir artış gözlenmemektedir. Dış borç rakamlarında kur artışı kaynaklı sınırlı bir artış söz konusudur.

 

Finansal istikrar hem fiyat istikrarının, hem de sürdürülebilir ekonomik büyümenin sağlanması sürecine önemli ölçüde katkı sunmaya devam etmektedir. Son yıllarda yaşanan sosyal ve siyasal çalkantılara ve birçok ülkede ciddi ekonomik kriz doğurabilecek ağır bir darbe girişimine rağmen finans sektörünün şu anki konumu sistemin sağlam bir zemin üzerinde durduğunu göstermektedir. Ekonomi yönetimi bu sağlam zemini daha da güçlendirecek adımları hızlı bir şekilde atmaktadır. Yurtiçi tasarrufların artırılması ve insanların ikinci bir emeklilik teminatına sahip olmalarını temin maksadıyla Bireysel Emeklilik Sisteminde yapılan değişiklikler; konut hesabı gibi uygulamaların yürürlüğe konulması; yatırım teşvik sisteminde yapılan değişiklikler; kalkınma bankacılığı mekanizmasının daha etkin hale getirilmesine yönelik düzenlemeler; içsel ve dışsal şokların ekonomi üzerindeki etkilerini azaltacak olan Türkiye Varlık Fonu düzenlemesi bu bağlamda öne çıkan hususlardır.

 

Özetle, ülke olarak çalkantılı bir dönemden geçtiğimiz şu sıralarda, sorunları fırsata dönüştürerek, yeni bir ekonomik başarı hikâyesi yazmanın zeminini oluşturmak mümkün gözüküyor…

 

 

Prof. Dr. Güven Delice/ASEM 


Görüntülenme : 1461



Yorum Yazın
Ad Soyad:
Email:
Yorum:

Henüz yorum yapılmamış.