Brexit: İngiltere Avrupa Birliği’nden Ayrılıyor
Yorum
Yayınlanma Tarihi : 7 Eylül 2016 Çarşamba
Brexit: İngiltere Avrupa Birliği’nden Ayrılıyor
Birleşik Krallığın AB’nden ayrılmasının her iki taraf için olduğu kadara küresel düzeyde de önemli sonuçları olacaktır. Kısa vadede belirsizlik ortamının doğuracağı olumsuz etkilerle özellikle AB düzeyinde ekonomik büyüme ve ticari ilişkilerde kayıplar yaşanması beklenmektedir.

Büyük bir barış projesi olarak başlayan ve zamanla başarılı bir siyasi ve iktisadi dönüşüm projesine dönüşen Avrupa Birliği’nin (AB) üye ülkeleri 23 Haziran 2016’da kendilerini şaşırtan ve tedirgin eden bir durumla karşı karşıya kaldılar. İlk olarak 2012 yılında ekonomik darboğazlarla boğuşan Yunanistan için masaya yatırılan ülkenin Euro Bölgesinden ayrılması konusu (Grexit), 23 Haziran 2016 tarihinde Birleşik Krallıkta yapılan bir referandumla yeniden gündeme gelmiştir (Brexit). 1973’de AB’ne katılan, ancak ortak para biriminin ve Schengen Bölgesinin dışında kalan İngiltere’de söz konusu referandumda Birlikten çıkma yönündeki eğilim kazanmış; gerek AB, gerekse dünyanın 5. büyük ekonomisi konumundaki İngiltere ciddi anlamda ekonomik ve politik risklerle karşı karşıya gelmişlerdir.

 

Kurulduğu günden itibaren sürekli genişleyen AB’nden bugüne kadar ayrılan bir üye olmamıştır. Hatta resmi genişlemelerin dışında 1990’da iki Almanya’nın birleşmesiyle de facto bir genişleme bile yaşanmıştı. Ayrılma anlamında yaşanan tek tecrübe Danimarka’ya bağlı olduğu için 1 Ocak 1973’de Avrupa Topluluklarına (AT) girmiş olan Grönland’ın 1982’de referandumla Topluluklardan ayrılma kararı alması ve Kasım 1985 itibariyle de ayrılmasıydı. Bu eski ve küçük tecrübenin dışında AB tarihinde bir üye ülkenin tamamen Birlik dışına çıkması olayı söz konusu olmamıştı.

 

Birleşik Krallığın AB’den ayrılması (Brexit) referandumuna katılım oranı %71,8 olurken, katılımcıların %52’si AB’den çıkılması yönünde oy kullanmıştır.  Oylama sonuçları aşağıdaki gibidir:

 

 

Ayrılma

Kalma

Birleşik Krallık

52

48

İngiltere

53,4

46,6

Galler

52,5

47,5

İskoçya

62

38

Kuzey İrlanda

55,8

44,2

 

 

Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi “Çıkış” (Brexit) kampanyasını yürütürken, Başbakan David Cameron “Kalma” (Bremain) kampanyasına öncülük etmiştir. Muhafazakâr Parti bu konuda bölünmüş; İşçi Partisi, İskoç Ulusal Partisi, Plaid Cymru (Galler’deki sosyal demokrat parti), Yeşiller Partisi ve Liberal Demokratlar da ağırlıklı olarak AB’de kalma tarafında pozisyon almışlardır.

 

Brexit yanlılarının nihai hedefi AB kurumlarına devredilen yetkilerin geri alınarak bağımsız bir İngiltere oluşturulmasıydı. Bunlara göre, Birlik içerisinde iş ve sosyal yaşamı olumsuz etkileyen gereğinden fazla kurallar bulunmaktaydı. Ayrıca İngiltere AB fonlarına ödediği milyarlarca sterlin karşılığında bu fonlardan çok az istifade etmekteydi.[1] Diğer AB ülkeleri ve Orta Doğu kaynaklı göç dalgaları da referandum tartışmalarının en önemli gündem maddelerinden biri olmuştur. Referandumda İngiliz halkı ülkeye yönelik göç hareketlerinde azalma görmek istediği mesajını net bir biçimde iletmiştir. Buna paralel olarak Birlikten ayrılma yanlılarının önemli argümanlarından biri de iç ve dış güvenlik konularında ülkenin daha rahat hareket edebileceğine ilişkindir.

 

AB’de kalma taraftarları ise 28 uluslu bir topluluğun parçası olmanın tek başına olmaktan daha güvenli ve değerli olacağı; serbest ticaretin refah artırıcı etkilerinin vazgeçilmezliği; çoğunluğu genç ve çalışmaya istekli olan göçmen akımlarının ekonomik büyümeyi olumlu etkileyeceği tezleri üzerinden kampanyalarını yürütmüşlerdir.

 

 

Brexit referandumu sonrasında neler yaşandı?

 

Referandum sonrasında gerek İngiltere’de, gerekse AB’nde siyasal, toplumsal ve ekonomik alanlarda önemli çalkantılar yaşandı. Referandumdan hemen sonra başbakan David Cameron istifasını verdi ve Muhafazakâr Parti’den Theresa May görevi devraldı. Yeni kurulan hükümetin önceliği Brexit müzakere sürecini başlatmak olarak belirlendi. May bir Brexit departmanı oluşturdu. Bu departmanın başına da eski Muhafazakâr milletvekili ve “Ayrılma” kampanyasının yürütücülerinden David Davis’i getirdi. Birlikten Ayrılma kampanyalarının öncü isimlerinden eski savunma bakanı Liam Fox Uluslararası Ticaret Bakanlığına; Boris Johnson ise Dış İşleri Bakanlığı’na getirildi.

 

Referandumdan ayrılık kararının çıkmasından hemen sonra küresel piyasalar önemli ölçüde hareketlendi. Hazırlıksız yakalanılan bu sonuçla birlikte önemli para birimlerine karşı sterlinde son 30 yılın en hızlı değer kayıpları yaşanırken,[2] Londra Borsası’nda önemli düşüşler ortaya çıktı. Ülkedeki varlık yönetim şirketlerinden önemli miktarlarda para çekildi. Dünya çapında önemli bir finans kurumu olan Lloyds Bankacılık Grubu 2017 sonuna kadar 200 şubesini kapatıp, 3000 kişiyi işten çıkaracağını açıkladı. Hizmet sektörü PMI verisi 2012’den bu yana ilk kez daralma kaydetti. İngiliz sterlinindeki değer kayıplarıyla değeri düşen yerli şirketleri satın almak için yabancı yatırımcılar harekete geçtiler. Ancak hisse sendi fiyatlarındaki ani düşüşler kısa sürede yerini toparlanmaya bıraktı. İngiltere uluslararası kredi kuruluşlarında nezdinde sahip olduğu en yüksek kredi notunu kaybetti. Moody’s İngiltere’nin kredi notu görünümünü durağandan negatife çevirdi. Ardından Standard and Poor's ve Fitch Ratings ülkenin kredi notlarını düşürdü. Bu not düşüşleri hükümetin borçlanma maliyetlerinin yükselmesi anlamına gelmektedir. Moody’s’in yaptığı stres testi sonuçlarına göre, İngiliz bankaları halihazırda iyi durumda olmakla birlikte, ülkenin resesyona girmesi halinde %2 düzeyinde olan sorunlu kredilerin oranının 2018’de %4,9’a kadar çıkabileceği tahmin edilmektedir.

 

Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve İngiltere Merkez Bankası (BoE) piyasaları rahatlatmak ve güven tesis etmek için ilave likidite önlemlerinin gündemde olduğuna yönelik açıklamalar yaptılar. BoE 2008 küresel krizinin doğurduğu resesyondan çıkmak için Mart 2009’da %0,5’e düşürdüğü ve o tarihten bu yana değiştirmediği faiz oranını Brexit kararının ardından %0,25’e indirdi. Banka buna ilaveten devlet tahvili alımlarının miktarını 375 milyar sterlinden 435 milyar sterline çıkardı. Bu genişleyici para politikaları da sterlindeki değer kayıplarına katkı yaptı. Sterlindeki değer kayıplarının bir kısmı kısa sürede geri alınmakla birlikte, 23 Hazirandaki değerine dönmesinin zaman alacağı belirtilmektedir.

 

 

AB’nden ayrılma süreci nasıl işleyecek?

 

İngiltere’nin AB’nden ayrılmak için resmi başvurusunu yapmasının ardından çıkış müzakerelerinin 2 yıl içinde sonuçlandırılması, bunun için de Lizbon Anlaşması'nın 50. maddesinin İngiltere'nin başvurusuyla devreye alınması gerekmektedir. Ancak Hükümetin hazır olmaması nedeniyle Başbakan Theresa May başvurunun 2017’den önce yapılamayacağı yönünde açıklama yapmıştı. Lizbon Anlaşması'nın 50. maddesi şimdiye kadar hiç işletilmediği için bu madde çerçevesinde yürütülecek olan ayrılma işlemlerinin nasıl bir süreç olacağı tam olarak bilinememektedir. Bilinen şu ki, İngiltere’nin çıkış şartlarının bütün AB üyesi ülkelerin parlamentolarında kabul edilmesi gerekmektedir. Bu durumun uzun bir zaman alabileceği (belki birkaç yıl) ifade edilmektedir.

 

Bu arada AB liderleri, Brexit’in AB üzerindeki etkilerini tartışmak ve Brexit sonrası izlenecek stratejileri değerlendirmek için 6 Eylül 2016’da Slovakya’nın başkenti Bratislava’da bir araya gelme kararı almışlardır.

 

 

Brexit kararının gerek İngiltere ve AB, gerekse küresel ölçekte önemli etkileri olacaktır…

 

Birlik düzeyinde oluşan siyasi belirsizlik sürecinin İngiltere’deki en önemli yansımaları İskoçya ve Kuzey İrlanda’nın durumudur. Birlik’te kalma yönü ağır basan İskoçya ve Kuzey İrlanda’nın referandum sonuçlarına verecekleri tepkilerin süreci etkileme potansiyeli bulunmaktadır. Bu bağlamda İskoçya, en son 2014 yılında yapılan Birleşik Krallıktan bağımsızlık referandumunu yenilemeyi gündeme getirirken Kuzey İrlanda’nın İrlanda Cumhuriyeti ile birleşme seçeneğini masaya getirmesi İngiltere’yi zor durumda bırakacak gelişmelerdir. Ülkenin Brexit’in olumsuz etkilerini daha hafif atlatması önemli ölçüde bu gelişmelere bağlı olacaktır. Özellikle İngiltere parlamentosunda 56 milletvekili bulunan İskoçya Ulusal Partisi’nin AB’nden ayrılmama yönündeki katı tutumu bu anlamda önem arzetmektedir.

 

İngiltere’nin ayrılık kararının başka ülkeleri de bu yönde harekete geçirmesinden kaygı duyulmaktadır. Bu durumda AB’nin küresel siyasetteki ağırlığı azalacak, daha derin ve geniş entegrasyon beklentileri boşa çıkabilecektir. Ancak bu sürecin AB’ni dağılma sürecine götüreceğine ilişkin bir karamsarlık söz konusu değildir. Diğer taraftan, taraflar arasında yoğun bir pazarlık süreci yaşanacağına kuşku yok.

 

AB’nden çıkış sonrasında İngiltere’nin Birlik ile ilişkilerinin hangi yapıda devam edeceğine ilişkin belirsizlikler bulunmaktadır. İngiltere’nin Ortak Pazar içerisinde kalması, sadece Gümrük Birliği anlaşmasıyla ilişkilerin devamı, Birlik üyeleriyle ikili anlaşmalar yapılması, İngiltere’nin kurucusu olduğu ancak daha sonra ayrıldığı 4 üyeli EFTA’ya geri dönerek ilişkilerin bu birlik üzerinden yürütülmesi, AB ile özel kuralları olan bir anlaşma çerçevesinde ilişkilerin yürütülmesi gibi seçenekler gündemdedir. Ticari ilişkilerde en olası senaryo Gümrük Birliği ilişkisinin devam ettirilmesi veya daha dar kapsamlı bir Serbest Ticaret Bölgesi anlaşması yapılmasıdır.

 

ABD ile devam eden Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) müzakereleri de bu süreçten yara alabilecektir. AB ile ABD arasında gümrüklerin, şirketlerin faaliyetlerini kısıtlayan engellerin kaldırılması ve ürün ve hizmetlerin ortak standartlara tabi tutulmasını öngören anlaşma için müzakereler Temmuz 2013’de başlatılmıştı. Halen müzakereleri devam eden bu anlaşma hayata geçirilebilirse, AB ile ABD arasında dünyada bugüne kadar görülmüş en büyük serbest ticaret alanı oluşturulacaktır.

 

Brexit kararı Londra’nın uluslararası finans merkezi olma fonksiyonunu önemli ölçüde etkileyecek gibi gözükmektedir. Yeni dönemde Londra’nın rakipleri olarak Frankfurt başta olmak üzere Paris, Lüksemburg ve Dublin gibi merkezlerin daha fazla önem kazanması söz konusu olabilecektir.

 

Birleşik Krallığın AB’nden ayrılmasının her iki taraf için olduğu kadara küresel düzeyde de önemli sonuçları olacaktır. Kısa vadede belirsizlik ortamının doğuracağı olumsuz etkilerle özellikle AB düzeyinde ekonomik büyüme ve ticari ilişkilerde kayıplar yaşanması beklenmektedir. Birleşik Krallık, dış ticaretinin yarıdan fazlasının diğer AB ülkeleriyle yapmaktadır. Bu durumda Birlikten ayrılma biçimine göre, refah azaltıcı etkiler ortaya çıkabilecektir. Dolayısıyla çıkış müzakerelerinin en karmaşık kısmı ticari ilişkiler olacaktır. İngiltere’nin resesyona girmesi halinde orta vadede AB’nin büyüme rakamlarında bir miktar gerileme olması beklenmektedir.[3] Ekonominin resesyona girmemesi önemli ölçüde tüketim harcamalarına bağlıdır.

 

Brexit sonrasında Fed’in faiz artırma kararını ötelemesi ihtimali daha da yükselmiş gözükmektedir. Bu da gelişmekte olan ülkelere yönelik fon akımlarında bir tersine dönüş ve petrol fiyatlarında bir artış olasılığını bir süre daha zayıflatmıştır.

 

Brexit’in özellikle Euro Bölgesi üzerindeki etkilerinin sınırlı olacağı öngörülmekle birlikte, küresel ölçekte yaşanan gelişmeler (özellikle petrol fiyatlarındaki düşüşler) %2 enflasyon hedefine ulaşılmasını zorlaştırmakta ve bu da söz konusu etkinin beklenenden daha fazla olabileceği endişesine yol açmaktadır.

 

 

Türkiye’nin AB üyeliğine destek veren İngiltere’nin Birlikten çıkması Türkiye’yi nasıl etkiler?

 

Brexit sürecinin belirsizliği nedeniyle bu soruya ilk elden net cevaplar vermek mümkün gözükmemektedir. Türkiye’nin AB üyeliği konusunda İngiltere’nin desteğini kaybedecek olması bir maliyet unsuru olabilir. Diğer taraftan, Türkiye AB dışında kalan bir İngiltere ile güçlü bağlar oluşturabilir. Ancak AB ile ilişkilerinde bu durumun kısa vadede olumsuz etkileri ağır basabilir. Toparlanma sürecine girmiş olan AB’nin, belirsizlik ortamının etkisiyle yeniden bir durgunluk riskiyle karşı karşıya kalması, ihracatının yarıdan fazlasını AB ile yapan Türkiye için risk oluşturmaktadır.

 

İngiltere’nin AB’nden ayrılmasından sonra Birlikle ticari ilişkilerinin hangi düzenlemeler çerçevesinde yürütüleceği sorusu Türkiye’nin bu süreçten etkilenme boyutunu belirleyecektir. Hâlihazırda İngiltere Türkiye’nin dış ticaretinden %5 civarında bir pay almaktadır. Bu payla 2015 sonu itibariyle İngiltere, Almanya’dan sonra en fazla ihracat yapılan 2. Ülke,[4] ithalatımızda ise 11. ülke konumundadır. Türkiye’ye yönelik dolaysız yabancı sermaye yatırımlarından İngiltere’nin aldığı pay ise %5 civarındadır. Bu çerçevede Gümrük Birliği anlaşması ile bağlı bulunduğumuz AB’nden İngiltere’nin bütünüyle ayrılmasının dış ticaretimize kısa vadede olumsuz yansımaları olabilecektir.

 

Brexit sonrası AB ülkelerinde milliyetçi ve popülist söylemlerin artması nedeniyle AB’nin Birlik dışında kalan ülkelere yönelik yeni stratejiler ve söylemler geliştirmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu yeni durumda Türkiye’nin elini güçlendirecek yaklaşımlar geliştirilebilir.

 

AB’nin bu süreci en az zayiatla atlatması hem Birlik üyesi ülkeler, hem de Türkiye için önem arzetmektedir. AB’nin, daha öncekilerde olduğu gibi, bu krizi de fırsata dönüştürüp dönüştüremeyeceğini görmek biraz zaman alacak.



[1] Almanya ve Fransa'dan sonra AB bütçesine en fazla net katkı yapan üçüncü ülke İngiltere’dir.

[2] Referandumdan 1 gün sonra sterlinde dolar karşısında %11 civarında değer kaybıyla, 1992 Avrupa Döviz Kuru mekanizmasındaki kayıpları (%4,1) bile aşan bir gerileme yaşandı.

[3] İngiltere Merkez Bankası 2017 ve 2018 yıllarına ait büyüme tahminlerini sırasıyla 0,8 ve 1,8 olarak revize etmiştir. JP Morgan ise İngiltere ekonomisinin bu yılın 3. Çeyreğinde %0,5 daralabileceğini belirtmiştir.

[4] Temmuz 2016’da en fazla ihracat yapılan ülke İngiltere’dir (982 milyon dolar).


Görüntülenme : 1552



Yorum Yazın
Ad Soyad:
Email:
Yorum:

Henüz yorum yapılmamış.