Türk Akımı Projesinin Yeniden Müzakere Süreci ve Türkiye’nin Enerji Arz Güvenliği
Yorum
Yayınlanma Tarihi : 13 Ekim 2016 Perşembe
Türk Akımı Projesinin Yeniden Müzakere Süreci ve Türkiye’nin Enerji Arz Güvenliği
Türk Akımı projesinin tekrar hayata geçmesi ile hem zaten %50’nin üzerinde bir oranla egemen olduğu Türkiye pazarında gücünü daha da arttırma hem de Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaşma imkanı elde eden Rusya, diğer alternatifleri dışlama şansını da elde etmiş olmaktadır.

2023 yılı hedeflerine varmayı amaç edinen Türkiye’nin enerji ihtiyacı da gelişen/büyüyen ekonomik yapısıyla birlikte yıldan yıla hızla artmaktadır. Öyle ki, Türkiye Çin’den sonra enerji talebi artışı yüksek olan ikinci büyük ülkedir. Üstelik, doğal gaz ihtiyacının yüzde 98’ini ve petrol ihtiyacının yüzde 93’ünü dış kaynaklardan karşılayan Türkiye’nin birinci hedefi, bu ihtiyacını enerji arz güvenliği çerçevesinde sağlam ve güvenilir kaynaklardan elde etmektir.

Ayrıca Türkiye'nin çevresinde yer alan ülkelerden Azerbay­can’da 0.9 trilyon, Irak’ta 3,6, İran’da 33,8 ve Türkmenistan’da 17,5 trilyon metre­küplük kanıtlanmış rezerv bulunmaktadır. Türkiye, enerji piyasası ve enerji kaynakları arasında doğal bir enerji köprüsü özelliği taşımanın yanı sıra alternatifler arasında en ekonomik tercih olması nedeniyle, 2015-2019 Stratejik Planına ve 2023 hedefine göre bir enerji merkezi (energy hub) olmayı planlamaktadır. Türkiye’nin ikinci büyük hedefi de budur. Bu yönüyle, dünyanın en büyük doğal gaz tüketicilerinden biri olan AB’nin enerji güvenliği için de kilit bir konumdadır. Doğal gaz ithalatı açısından AB için Rusya, Kuzey Afrika ve Norveç temel güzergahlar olup, bu gü­zergahlarda yaşanabilecek olası sıkıntılar AB’yi ciddi şekilde düşündürmektedir. Özellikle Rusya'nın elindeki enerji kozu, AB'nin enerji arz güvenliği için kaygı uyandıran çok önemli bir gündem maddesidir. Nitekim, Avrupa Komisyonu’nun 25 Şubat 2015’de açıkladığı “Enerji Birliği Paketi”nde enerji arz güvenliği so­mut bir biçimde ele alınmıştır. Ukrayna krizi ve 2014 Aralık ayında Güney Akımı projesinin rafa kaldırılması, dikkatlerin Türkiye’nin böl­gedeki rolüne tekrar yönelmesine neden olmuştur. Bu bağlamda, Avrupa’nın gündemindeki diğer bir önemli seçenek Güney Gaz Koridoru olmaktadır.

Güney Gaz Koridoru

Güney Gaz Koridoru, bölge enerji kay­naklarının dünya ile buluşturulmasında yeni bir yol açan önemli bir proje olarak Türkiye ve Azerbaycan tarafından hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Bu projeyle Hazar denizinde çıkarılan Azerbaycan doğal gazı İtalya’ya kadar ulaşma imkanına kavuşa­caktır. Bilindiği gibi Güney Gaz Koridoru üç aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşama Türkiye’ye ulaşmadan önce Azerbay­can’da başlayıp Gürcistan’ı geçtikten sonra Türk­gözü’ne ulaşan 691 kilometrelik Güney Kafkasya Boru Hattı (SCP), ikinci aşama Türkgözü noktasından başlayarak İpsalada son bulacak olan 1850 kilometrelik Trans Anadolu Boru Hattı (TANAP) ve üçüncü aşama ise, İpsala’dan başlayarak Yunanistan, Arnavutluk, Adriyatik yoluyla İtalyadaki “Punto di Scambio Virtuale” sanal merkezine ulaşacak olan 870 kilometrelik Trans Adri­yatik Boru Hattıdır (TAP). Avrupa enerji arz güvenliğinin sağlan­masına büyük katkı sağlayacak olan 45 milyar dolarlık Güney Gaz Koridoru pro­jesinin en önemli etabı olan Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı (TANAP)’nın temeli 17 Mart 2015’de Kars’ta atılmıştır.

TANAP’ın yıllık taşıma kapasitesinin 2019’da 16 milyar metreküp, 2026’da ise 31 milyar metreküp olması planlanmak­tadır. Bu alanda yapılan analizlere göre, Rus enerji şirketi Gazprom sadece 2013 yılında Avrupa’ya 160 milyar met­reküp doğal gaz tedarikinde bulunmaktadır. Bu rakamın yüksekliği dikkate alındığında, TANAP’ın bu kapasitesiyle Rus şirketine alternatif olması söz ko­nusu değilse de, Avrupa’ya enerji arzında çeşitlilik ortaya koyması ve bu yönüyle Avrupa’ya enerji arzında Rusya’yı tamamlayıcı bir nitelik sergile­mesi açısından TANAP oldukça önemli olacaktır. Diğer bir ifa­deyle, Avrupa açısından TANAP aracılığıyla elde edilecek 10 milyar met­reküplük doğal gaz, 2013 itibariyle gerçekleşen 438.1 milyar metreküplük toplam tüketim açısından çok büyük bir pay teşkil et­mese de, Avrupa’nın enerji arz güvenliği için potansiyeli yüksek olan yeni bir güzer­gahı açmak anlamına gelmektedir. Bu açıdan TANAP büyük bir önem taşımaktadır. İlerleyen yıllarda TANAP’a Türkmenistan, Irak, İran ve Doğu Akdeniz doğal gazının da katılmasıyla Avrupa’ya ulaştırılacak doğal gaz miktarının 60 milyar metreküpün üzerine çıkabileceği düşünülmektedir.

Çokça tartışıldığı gibi Rusya, Türkiye enerji sektöründe önemli rol oynamaktadır. Örneğin; Türkiye kullandığı doğalgaz miktarının yüzde 50’sinden fazlasını Rusya’dan ithal etmektedir. Enerji güvenliği açısından çeşitlenmeye katkı yapacak TANAP projesinde, ilk aşamada 16 milyar metreküp taşıma kapasitesi oluşturulacak, yıllar itibariyle arttırılan kapasitenin ilk etapta toplam 6 milyar metreküpü Türkiye tarafından kullanılacaktır. Güney Gaz Koridoru Azerbaycan doğal gazının payının iki kat artmasını sağlayacaktır. Türkiye’nin en ucuz doğal gazı Azerbaycan’dan aldığı dikkate alındığında, bu durumun Türkiye’nin enerji ithalat maliyetini azalt­ması ve ülkenin cari açığına olumlu yansıması beklenebilir. Bu projenin bir diğer özelliği ise Türkiye'ye doğal gazın üretim ve ticaretinde de söz sahibi olabilme, bir diğer ifadeyle enerji ticaret merkezine dönüşebilme imkanı sağlamasıdır. Şöyle ki, Türkiye, BOTAŞ aracılığıyla TANAP’ın %30’luk hissesine sahip­ken, TPAO aracılığıyla TANAP’tan geçe­cek Azerbaycan doğal gazının üretileceği Şah Deniz-2 sahasının %19’luk payına sahip­tir. Kısaca, Türkiye projenin hem üretim kısmında hem de taşıma kısmında yer almaktadır. Bu durum, sadece Türkiye’nin uyguladığı enerji stratejileri açısından değil aynı zamanda ülkenin bir enerji merkezi olabilmesi açısından da kritik bir öneme sahiptir. Hem enerji arz güvenliği hem de Asya’dan Avrupa’ya enerji merkezi olma düşüncesini de realiteye geçirmesi yönüyle TANAP'ın Türkiye açısından değeri büyüktür. Türk Akımı projesi TANAP’ın bu fonksiyonu açısından da dikkatle değerlendirilmelidir.

Türk Akımı Projesi

Türkiye ve Rusya’nın Kırım, Ukrayna, Suriye, Yukarı Karabağ ve Kıbrıs gibi alanlarda farklı yaklaşımlarına rağmen Putin'in 24 Kasım uçak krizi sonrasında ilk defa 23. Dünya Enerji Kongresi vesilesiyle 10 Ekim 2016 tarihinde Türkiye’ye gelecek olması, bu tarihin iki ülke açısından da önemli bir zamanlama olması nedeniyle çok ses getirecek gibi görünmektedir. Putin’in Aralık 2014’de iptal ettiği Güney Akımı projesi yerine ikame ettiği Türk Akımı projesi bu kapsamda tekrar masaya gelecektir. Rusya her ne kadar AB’ye doğal gaz ihraç etmek için Türk Akımı projesinin yanısıra Kuzey Akım II projesini de yürütmek istese de AB, Kuzey Akım II projesine sıcak bakmadığını ifade etmektedir. Ayrıca Rusya’ya uygulanan yaptırımlardan sonra ülke ekonomisinin iyi durumda olmaması nedeniyle her iki projenin aynı zamanda yürütülmesi de finansal açıdan zor görünmektedir. Bu nedenle Türk Akımı projesinin tekrar hayata geçirilmesi önemli hale gelmiştir.

Yukarıda, AB’nin öncelikli amacının Rus doğal gazına bağımlılığı azaltmak olduğu ifade edilmişti. Bu nedenle Doğu Avrupa ülkeleri dışında diğer AB ülkeleri, Türk Akımı öncesinde yine Karadeniz altından döşenecek bir boru hattıyla Rus doğal gazını Bulgaristan üzerinden Avrupa'ya taşımayı amaçlayan Güney Akım Doğalgaz Hattı projesine sıcak bakmamaktaydı. Fakat Rusya’nın öncelikli politikası, AB pazarına doğal gaz satarken kuralları kendi belirlemek istemesidir. Bu nedenle, Rusya Türk Akımı projesiyle yanına Türkiye'yi de alarak Avrupa'ya karşı pazarlık gücünü arttırdığını düşünmektedir. Çünkü Türkiye özellikle son dönemde Avrupa tarafından çok fazla kontrol edilebilir bir ülke olmayacağı izlenimi vermektedir.

Türk Akımı projesinin planlanan tahmini taşıma kapasitesi yıllık 63 milyar metreküptür. Türkiye'nin bu projeden yılda yaklaşık 14 milyar metreküp doğal gaz alması ve geriye kalan 49 milyar metreküp doğal gazın Avrupa'ya ihraç edilmesi düşünülmektedir. Putin'in Türk Akımı teklifinin Türkiye açısından müzakere edilmesi; ülkenin jeopolitik konumu nedeniyle enerji köprüsü olması ve bunun da ötesinde bölgesel bir enerji merkezi olma amacına uygun düşmesi yönüyle anlaşılabilir. Eğer tedarikçileri dengeleyebilirse Türk Akımı projesi Türkiye’nin bu amacına hizmet edebilir. Ama aynı durum Türkiye’nin enerji güvenliği açısından söz konusu değildir. Enerjide Türkiye’nin Rusya’ya olan bağımlılığı günden güne artmaktadır. Üstelik Türkiye, ilk nükleer santralinin Rus firmalar tarafından Akkuyu’da yapılmasına karar vermiştir. Zaten yüksek oranda enerji bağımlılığımızın söz konusu olduğu Rusya’dan bu proje çerçevesinde 14 milyar metreküp doğal gazı daha alınmasının planlanması, Türkiye’nin enerji arz güvenliğini daha da riskli hale getirecektir.

Enerjide ithalata bağımlılık ülkenin dış politikası ile ilişkili bir konudur. İthalat bağımlılığı, bir ekonominin normal fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için yabancı kaynaktan elde edebileceği bir mala dayanması anlamına geldiğinden, bağımlılık kaçınılmaz bir şekilde ülkenin dış politikasını etkiler. Bu durumda arzı tehlikeye atabilecek hamlelerden kaçınma ihtiyacı, bir ölçüde ülkenin daha geniş bir dış politika açılımı yapamamasına yol açar. Dış politika konularında Türkiye ve Rusya arasında yapısal görüş ayrılıkları söz konusudur. Bu görüş ayrılıklarının 24 Kasım uçak krizinde olduğu gibi her zaman ekonomik ilişkileri etkileme potansiyeli olduğu da tecrübe edilmiştir. Dolayısıyla, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini sağlama adına tek bir ülkeye bu denli bağımlı olma durumundan kurtulması gerekir. Nitekim, Rusya doğal gazın büyük bölümünü Türkiye’ye verecek olursa bağımlılık daha da artacaktır.

Türkiye’nin enerji koridoru konumundan enerji merkezi konumuna geçebilmesi, büyük ölçüde yurt içinde ve yurt dışında (uluslararası ilişkilerde) atacağı adımlara bağlı ola­caktır. Türkiye gelinen noktada diğer arz kaynaklarının da enerji merkezine ulaştırılmasını sağlayacak adımlar atmalıdır. Ancak bu şekilde bu oyundan kazançlı çıkabilir. Bu nedenle Türk Akımı projesi kamuoyunda bu yönüyle de tartışılmalıdır. Bir başka deyişle Türk akımı projesine mevcut haliyle ihtiyatlı bakmak gerekecektir. Çünkü hangi projenin daha önce hayata geçirileceği konusu diğer alternatifleri zorlayacaktır. Bu yeni boru hattı, Trakya'da kurulması planlanan enerji merkezine 49 milyar metreküp Rus doğal gazı ulaştıracaktır. Bu durum, Rusya’yı enerji merkezinde ana tedarikçi yapacak ve Avrupa'nın doğal gaz arzını çeşitlendirmek amacıyla ele aldığı diğer alternatifleri dışlayacaktır. Türk Akımı projesinin TANAP'ı olumsuz yönde etkileyip etkilemeyeceği ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Her iki proje de aynı anda yürüyebilir ama burada zamanlamalara dikkat etmek gerekecektir. Türkiye’nin TANAP'ta proje ortağı olması nedeniyle, enerji arz güvenliği açısından gelecekte TANAP’ı olumsuz etkileyecek kararlar almaması daha rasyonel bir tercih olacaktır. Ayrıca Avrupa'nın gelecekteki doğal gaz talebi projeksiyonu dikkate alındığında, düşünülen haliyle Türk Akımı projesi, İran, Kuzey Irak, İsrail, Güney Kıbrıs ve Türkmenistan’ı endişelendirebilecek niteliktedir. Kısacası, Türk Akımı projesinin tekrar hayata geçmesi ile hem zaten %50’nin üzerinde bir oranla egemen olduğu Türkiye pazarında gücünü daha da arttırma hem de Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaşma imkanı elde eden Rusya, bu noktada Kuzey Irak, İran, İsrail, Kıbrıs Rum Kesimi, Türkmenistan gibi diğer alternatifleri dışlama şansını da elde etmiş olmaktadır.

 

Doç. Dr. Nevzat ŞİMŞEK


Görüntülenme : 1512




Yorum Yazın
Ad Soyad:
Email:
Yorum:

Henüz yorum yapılmamış.