Türkiye-İsrail İlişkilerinde Yeni Konsept Arayışı
Yorum
Yayınlanma Tarihi : 13 Nisan 2017 Perşembe
Türkiye-İsrail İlişkilerinde Yeni Konsept Arayışı
Türkiye’nin İsrail Büyükelçisi Kemal Ökem ve İsrail’in Türkiye büyükelçisi Eitan Naeh, “bölge gerçekliğini” ve iki ülkenin bu zorlu problemleri çözmek için nasıl olumlu katkı geliştirebileceğini iyi bilen deneyimli diplomatlar.

Geçtiğimiz yıllarda, Türkiye ve İsrail arasındaki “soğukluğun” olağanüstü bir diplomatik kriz olduğunu ifade eden epeyce uzman analizi ve akademisyen görüşüyle karşılaştık. Peki gerçekte bu durum, iddia edildiği gibi iki ülke ilişkilerinde bir kriz dönemi mi teşkil ediyordu? Aslına bakacak olursanız, iki ülke arasında bir diplomatik krizden bahsetmek oldukça gerçeğe aykırıydı. Ticaret hacmi, Türkiye’ye gelen turist sayısı, iki ülkenin eğitim kurumları arasındaki değişim programları ve üst düzey bürokratların karşılıklı görüşmeleri olağan seyrinde devam etmekteydi. İsrail’in zaman zaman Türkiye hakkında “retorik” düzeyde kalan sert çıkışlarını da anımsarsak gerçek bir kriz döneminden bahsetmenin oldukça güç olacağı anlaşılır.

 

Türkiye’nin İsraille ilişkilerinde yaşadığı soğukluğun kendi iç politik denkleminde farklı sonuçları olduğu da muhakkak. Filistin Sorunu, İsrail-Filistin Meseleleri ve İsrail devleti ile Arap kökenli vatandaşları arasındaki ilişkinin seyri Türkiye’de popüler düzeyde ilgi çeken bir konu. Sıradan insanların Filistin algısı mağduriyet üzerine temelleniyor ve bu mağduriyetin sorumlusu olarak da İsrail hükümetleri görülmekte. Bu yaklaşım ülkenin sosyal yapısının bir normu ve politik kültürünün önemli bir bileşeni olarak da düşünülebilir. AyrıcaTürkiye’deki insanların önemli bir kısmının Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması sürecinde Filistinlilerin Osmanlı yerel idarecileriyle yeteri kadar işbirliği yapmadığı ve bugün bölgede yaşanılan çözümsüzlüğün temelinde bunun da yattığı düşüncesinde olduklarını ekleyelim.

 

Ortalama Türklerin İsraille kurdukları sosyo-psikolojik ilişki Kudüs’le sınırlı ve bu da belli bir coğrafi kısıtlılığı ve tek taraflı bakış açısını doğurmakta. Mescid-i Aksa ziyaretleri ve orada karşılaşılan manzara, ortalama Türkler için İsraille kurdukları ilişkiyi ve algıyı olumsuz yönde etkiliyor veya zihinlerinde mevcut olan imajları perçinliyor. İsraillilerin durumunun ise daha farklı olduğu söylenebilir. Ortalama İsraillilerin Türkiye ile kurdukları ilişki tatil mekanları üzerinden gerçekleşiyor. Genellikle ve ezici çoğunlukla Türkiye imajı İsrailliler için olumlu; burada tatil yapmaktan keyif aldıklarını da ekleyelim. Türkler ile İsraillilerin ortak kamusal alanlarda bir araya gelmeleri, iki ülke arasında dış politikada da farklı bir ilişkiyi mümkün kılabilir. Türkiye’nin Filistin Sorunu’na eşit ve adil bir çözüm bulma çabası ve iki devletli bir çözümde ısrarı, olağan ve Ortadoğu siyasetinin önemli bir bileşeni olarak karşımızda duruyor. Türkiye’nin diğer bölge ülkelerinden farkı, Arap medeniyetine dâhil bir ülke olmamasına rağmen Ortadoğu’da süregiden meselelerde taraf olma arzusu. Bu da aslında psikolojik, jeopolitik ve tarihsel motivasyonları olan bir dış politika yaklaşımı. Geç dönem Osmanlı İmparatorluğu ve akabinde kurulan modern Türkiye konvansiyonel bir dış politika konsepti belirlemişti. Küresel aktörler arası denge politikasına dayanıyor ve genellikle Trans-Atlantik güvenlik konseptini temel alıyordu. Türkiye söz konusu dönemde etrafında gelişen olayları takip etmek ve hegemon küresel güçlerle uyumlu bir dış politika izlemekle yetindiği için 2000’lere kadar Türkiye’nin kendisine özgü bir Orta Doğu dış politika konseptinden bahsedemeyiz. 2000’lerde yükselen ve zirveye ulaşan bir muhafazakar sağ parti olarak AKP dış politika konseptini değiştirme konusunda ısrarlıydı, çünkü böyle bir değişimi sevinçle karşılayacak sosyal psikolojik alt yapı hazırdı. Osmanlı’nın çöküşü, büyük ve geniş bir coğrafyadan geri çekilişi, özellikle de Kudüs ve Hicaz gibi kutsal mekanların kaybedilişi Türk ulusal kimliğinin reaktif yönünün önemli sosyal ve psikolojik bileşenlerinden birisiydi. İmparatorluğun klasik çağındaki atak politikasının modern cumhuriyetin kuruluş dönemlerinde görülmemesi, Türklerin ulusal egolarında bir açlık ve tarihin romantik bir şekilde yeniden canlandırılması özlemi yarattı. Türkiye dışına etki etme girişimlerine sofistike diplomatik çabaların yanında çoşturucu bir retoriğin de eşlik etmesi, Türk kamuoyunun politikacılardan sürekli beklediği bir tutum haline geldi.

 

Jeopolitik açıdan ise, Türkiye Filistin üzerinde etkili olmayı kendi kapasitesini arttıracak bir hamle olarak görüyor. Filistin’de etkili olan veya olmaya çalışan bir çok bölge ülkesi mevcut. Mısır, Suudi Arabistan, İran ve Katar önde gelen ülkelerden. Türkiye ise Filistinle kurduğu ilişki yoluyla sadece Filistinliler değil bölgedeki tüm Müslüman nüfus nezdindeki imajını parlatmaya çalışıyor. İsrail ile olan ilişkilerinde ise Filistin meselesi bağlamında mümkün olduğu kadar pragmatik bir hattı takip ettiği açık. Pragmatik, çünkü İsrail ve Türkiye düzenli diplomatik ilişkiler içinde olan iki ülke. Türkiye İsrail’in bir ulus-devlet olarak iç güvenliğine yönelik hassasiyetlerinin farkında fakat bir yandan da Filistinliler üzerindeki hegemonik poziyonunun sarsılmamasını istiyor. Bu ikilem Türkiye’yi bölgedeki birçok ülkeden farklılaştırıyor. Mısır ve Ürdün’ün tersine, Türkiye’deki politikacılar İsrailli mevkidaşlarıyla en üst düzeyde görüşüyorlar ve bunu kamuoyunun önünde yapmaktan çekinmiyorlar.

 

Bunun yanında Türkiye Akdeniz’i kendi için önemli bir jeopolitik alan olarak görüyor. Kıbrıs’ın varlığı ve Türkiye’nin adanın Türk tarafında süregiden etkisi bu alanda manevra kabiliyetini arttırıyor. Bu bağlamda Akdeniz’deki enerji ve güvenlik meselelerinde İsrail ile gideceği bir işbirliği, ilişkileri çeşitlendirmek ve derinleştirmek bakımından önem taşıyabilir. Karşılıklı bağımlılık düzeylerini yükseltmek iki ülkenin hedefleri arasına girmeli. Mısır ve İran’ın Filistin üzerindeki moral ve fiili nüfuz alanını daraltmak ve bunu Akdeniz jeopolitiğine tahvil etmek mümkün. Türkiye’nin Orta Asya ve Kafkasya ile tarihsel ve kültürel bağları oldukça güçlü; iki ülkenin bu hinterlandda birlikte hareket etme potansiyelini gerçekleştirmesi hiç de imkansız değil. Bölgesel işbirliğine uygun bir diğer coğrafya ise Afrika. İsrail ve Türkiye Orta Asya, Kafkasya ve Afrika’da birbirlerini tamamlayabilirler ve uzun erimli jeopolitik hedefleri çerçevesinde kendilerine küresel aktörlerin etrafında yeni ve sahici alternatif bir hat açabilirler. Türkiye’nin Somali’deki yeni askeri üssü bu işbirliğine kapı aralayabilir. İsrail için Türkiye, Arap ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirme sürecini hızlandırabilir ve diplomatik ilişkilerin başlaması için Türkiye hakem rolü oynayabilir. Suudi Arabistan ve Katar’la İsrail’in diplomatik ilişki kurması bölgede yükselen Iran’a önemli bir engel oluşturabilir.

 

Türkiye’nin Obama yönetimi ile inişli-çıkışlı ilişkileri, Trump döneminin Türkiye için daha iyi olacağına dair öngörüleri yoğunlaştırdı. İsrail hükümeti de Trump yönetiminin kendisi için en iyi opsiyon olduğunu saklamıyor. Türkiye ve İsrail, Ortadoğu’da Trump’ın planlarını gerçekleştirebilmek için ortaklaşa çalışacağı iki ülke. Bu iki ülkenin Ortadoğu konusunda post-Arap Baharı sürecinde ABD’yle birlikte kurucu bir rol oynamaları mümkün. Türkiye’nin Mısır’la ilişkilerini normalleştirmesi durumunda -İsrail’in bu konuda yardımı olabilir- Mısır da bu sürece katılabilir.

 

Türkiye ve İsrail, temel olarak güçlü bir devlet ve kaynaşık bir topluma sahip iki ülke olarak tanımlanabilir. İki ülke de bu benzerliklerinin yanısıra ideolojik ve kültürel bir kriz yaşıyor. Devlet, toplum ve siyaset düzeylerinde etkisini gösteriyor bu kriz. Kurucu ideallerden ve değerlerden uzaklaşma, politik spektrumun popülist sağa doğru kayışı, dinin ve dindarlığın sosyal bileşen olmanın ötesinde politikleşerek etkili ve belirleyici bir değişken olarak da öne çıkması, kimliğin vatandaşlığın önüne geçmesi iki ülkenin iç politik trendlerinin de benzer olduğunu gösteriyor. Demokrasi, politik çoğulculuk, güçlü liderlik, medya-hükümet ilişkileri, çoğunluk ve azınlık arasında öncelik gibi bir çok tartışma başlığı, iki ülkenin akademik ve sosyal gündemlerinde de yer alıyor. Bu yükselen trendlerin normalleşmesi de benzer politik değişimler neticesinde olabilir. İki ülkede de kurucu değerlerin söylemin ve pratiğin esası olması gerektiğini vurgulayan seküler orta sınıflar ile farklı bir yol tuturulmasını isteyen geleneksel kesimler arasında gerilimin artmakta olduğu da görülüyor.

 

Devletlerin çöküş sürecine girmesi ve kapsayıcı ideolojik bir tutarlılığın, kalıcı kurumların var olmaması Ortadoğu’da etnik milliyetçiliği ve dinsel fanatizmi besleyeceğe benziyor. Küresel ekonomik zayıflık ve eşitsizlikte görülen artış, ortalama insanı sinirli, mutsuz, süreçleri sürekli dış dinamiklere indirgeyen bir haleti ruhiyeye sokuyor. Ortadoğu’nun kültürel örüntülerinde mevcut olan etnik, ırksal ve dini ayrışmalar, bu faktörlerin etkisiyle sosyal farklılıkları politik ve toplumsal fay hatları haline getiriyor. Etnik ve mezhepsel çatışmalar, Ortadoğu’nun aktüel siyasetinin adeta yeni normali haline gelmişe benziyor. Bu olumsuz tabloya karşın Türkiye ve İsrail’in bölgesel işbirliğine gitmesi, iki ülkenin de sosyal yapılarını, devlet sistemlerini ve ekonomik hinterlandlarını kısa sürede geliştirmese bile varolan durumu koruyacak bir etkiye sahip olabilir.

 

Bu yeni dış politika konsepti, iki ülke arasında ekonomik düzlemde karşılıklı bağımlılık, dış ilişkiler ekseninde jeo-politik işbirliği ve sosyo-kültürel alanlarda çevreleyici bir işbirliğini içeriyor. İki ülkenin birbirine bağlantılı olduğu parametrelerin zenginleştirilmesi ve çeşitlendirilmesi, ilişkilerde gelecekteki olası krizlerin atlatılmasını oldukça kolaylaştıracaktır.

 

Türkiye’nin İsrail Büyükelçisi Kemal Ökem ve İsrail’in Türkiye büyükelçisi Eitan Naeh, “bölge gerçekliğini” ve iki ülkenin bu zorlu problemleri çözmek için nasıl olumlu katkı geliştirebileceğini iyi bilen deneyimli diplomatlar. Yaşanan soğukluğu gidermek şu an için en iyi diplomatik hamle. Sonrasında ise esaslı meselelere yönelik kurumsal ve sosyal işbirliği için iki ülkenin siyasetçilerini ikna etmek işi geliyor. 

 

Gökhan Çınkara


Görüntülenme : 1087



Yorum Yazın
Ad Soyad:
Email:
Yorum:

Henüz yorum yapılmamış.