Dünyanın Nüfusla İmtihanı
Yorum
Yayınlanma Tarihi : 29 Ağustos 2013 Perşembe
Dünyanın Nüfusla İmtihanı
Nüfus planlamasının kökenleri, bebek ölümlerinin önceki yıllara göre oldukça azaldığı ve ortalama yaşam süresinin nispi olarak uzamaya başladığı 19. yüzyıla dayanır.

Nüfus planlamasının kökenleri, bebek ölümlerinin önceki yıllara göre oldukça azaldığı ve ortalama yaşam süresinin nispi olarak uzamaya başladığı 19. yüzyıla dayanır.1 Bu yıllarda meydana gelen nüfus artışıyla orantılı bir üretim yapılamayacağı ve insanların besin ihtiyacının karşılanamayacağı düşüncesi, Papaz Thomas Robert Malthus’u Nüfus İlkesi Üzerine Deneme (Essay on the Principle of Population) adlı kitabını yazmaya itmiştir.

Malthus’un teorisi ortaya çıktığı dönemden ziyade asıl 20. yüzyılda, ekonomik olarak geri kalmış ülkeler tarafından benimsenmiştir. Özellikle gelişmiş ülke olmak yolunda en önemli araçlardan biri olarak görülmüş, savunucuları tarafından sıkı bir şekilde uygulanmıştır. Şayet kadınlar eğitim, istihdam gibi olanaklardan yararlanırsa ve bunlara bağlı olarak doğurganlıkları azalırsa, ailenin refahının artacağı belirtilmiştir. Sonuç olarak kadınların doğurganlığı, 3. Dünya ülkelerinde meydana gelecek bir nüfus patlamasından endişe duyan Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkelerinin ileri sürdüğü kalkınma ve aile refahının artırılması gibi gerekçelerle kontrol altına alınmıştır.2

Neo-Malthusçu nüfus politikalarının etkisi, Türkiye’de de dünyaya paralel olarak etkinliğini korumuştur. Devlet tarafından ilk kez 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından gündeme getirilmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisi 1962 tarihli Birinci Beş Yıllık Sosyal ve Ekonomik Kalkınma Planında Hükümetlerin nüfus artışını azaltıcı önlemler almasını kabul etmiştir.3 2000’lerin ilk yıllarına kadar uygulanan nüfus kontrolü sistemi, daha çok ülkenin görece geri kalmış bölgelerindeki nüfus artışının önünü kesmek suretiyle yoksulluğun ve az gelişmiş nüfusun azaltılması hedefine odaklanmıştır.

O yıllarda “yapabileceğin kadar değil, bakabileceğin kadar çocuk yap” sloganıyla kırsal bölgelerdeki kadınlar “bilinçlendirilmeye” çalışılmış, geç yaşta evliliğin teşvik edilmesi yoluyla da örnek bir “modern kadın” kimliği oluşturmaya girişilmiştir. Fakat aradan geçen elli yılın ardından gerçeklerin bir hayli farklı olduğu ortaya çıkmıştır.

Nüfus Planlamasında Yeni Süreç

Nüfus artış hızının azalmasıyla ilgili sorunlar Avrupa ülkeleri tarafından çok daha erken fark edilmiştir. Daha 1920’lerde Fransa’da nüfus artışı karşıtı propaganda yapmak suç sayılmaya başlanmış ve doğum kontrol araçlarının satışı yasaklanmıştır. Dahası, “Eğer 10 milyon daha Fransız olsaydı, Almanlar bizi 1914’te alt edemezdi!”4 şeklinde kampanya afişleri bastırılmıştır.

Türkiye’de ise nüfus politikaları konusundaki söylem, ilk olarak 2002’de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara gelişiyle değişmeye başladı. Yasal olarak herhangi bir değişiklik yoluna gidilmese de, 60’lardan beri süregelen ve “Cumhuriyet kadını” kimliğiyle özdeşleşmiş az çocuk politikası, Başbakan R. Tayyip Erdoğan tarafından ilk defa nikâh davetlerinde dile getirilen “3 çocuk” tavsiyesi ile beraber eski hükmünü yitirmeye başladı. Yurtdışı gezilerinde de bu tavsiyesini yineleyen Başbakan, taşıdığı bilimsellik görüntüsü artık ardında yatan manipülasyonu gizleyemez hale gelmiş bulunan bu dünya genelindeki politikaya, Avrupa dışından ilk tepki veren kişi oldu.

Propogandanın Arka Planı

Zamanında sömürgeleştirildikleri için yoksullaşan, sonra da sömürgeci ülkeler tarafından az gelişmişlikle suçlanan ülkelerin nüfus artış hızını kesmek, tam da Marx’ın “vülger iktisatçı” dediği Malthus’un teorisine ilişkin “bilime karşı günah”5 yorumuyla tarif edilebilir. Buradaki varsayım, en temel sorun olan beslenme sorununu bile çözmeyi becerememiş bulunan ülkelerde yaşayan halk yığınlarının nüfus artışını hak etmedikleri, yahut nüfus artışlarıyla gelişmiş ülkelere yük olmamaları gerektiğidir. Oysa tam aksine bu ülkeler kaynak bakımından oldukça zengin oldukları halde halen süregiden ekonomik sömürü nedeniyle kendi potansiyellerini kullanmakta zorluk çekmektedirler. Gelişmiş ülkeler tarafından sürdürülmekte olan az nüfus propagandasının nedenleri arasında günün birinde çok nüfuslu 3. Dünya ülkeleri tarafından baskı altına alınma endişesi, veya emperyalist devletlerin hâlâ elinde tuttuğu yoksul ülkelerin kaynaklarının, bu ülkelerce doğru kanalize edilmiş bir nüfus gücüyle kullanılmasının önüne geçme arzusu bulunmaktadır. Bu nedenle dünya çapında aile planlaması için yardım fonları dağıtılmaktadır. Geçmişte de günümüzde de nüfus artış hızı konusundaki yardımlar gelişmiş ülkelere nüfusun artırılması yönünde teşvik niteliği taşırken gelişmekte olan ülkelere ise bunun tersine nüfusun azaltılması yönünde teşvik oluşturmuştur.

Bu konuda en aydınlatıcı örneklerden birisi de 1992 yılında Türkiye’nin ABD, Almanya, Japonya, Avrupa Topluluğu ve BM Nüfus Fonu’ndan aile planlaması için aldığı toplam yardım miktarının 13 milyon doları bulmasıdır. 1992 yılı bütçesinde nüfus planlamasına sadece 190 bin dolar ayrıldığı göz önünde tutulursa, Türkiye’nin nüfusunu kontrol etmek için ayrılan yıllık dış kaynağın Türkiye’nin bizzat ayırdığı milli kaynağın tam 65 katı olduğu ortaya çıkar. Bu tabloyu daha da dikkate değer kılan husus, Avrupa’nın başka hiçbir konuda Türkiye’ye bu denli yardım yapmaması; mesela genel sağlık harcamaları için yapılan yardımın dahi ilgili kalemdeki bütçenin %5’ini aşmamasıdır.6

Türkiye’nin 2000’lerde 90’lı yılların ekonomik ve siyasi yapısını hızla düzelterek kendine yeni bir yol çizmesi, yeni dönem nüfus politikalarının gündeme gelmesinde son derece etkili olmuştur. Çünkü nüfus artışıyla ilgili bilimsel gerçekler 200 yıldan beri değişmese de gerçekleşen ekonomik atılım sayesinde şimdiye kadar sağladıkları fonlarla, ekonomik güçlerini kullanarak nüfus artış hızının azaltılması yönünde Türkiye’ye baskı uygulamış olan ülkelerin bu nüfuzu ortadan kalkmış bulunuyor. Daha da önemlisi, artık artan nüfusunu ekonomisine göre doğru yerde değerlendirme kabiliyetine sahip bir devlet var.

Türkiye Ne Yapmalı?

Türkiye’nin doğurganlık hızı da son 25 yıldır düşüş göstermektedir. 1945-1950 yılları arasında 6,9 olan kadın başına çocuk sayısı, 1993 yılında 2,7’ye düşmüştür. 2007 itibariyle kadın başına çocuk sayısı 2,17 iken, bu oranın 2025 yılında 1,97’ye düşmesi beklenmektedir.7

Nüfus artış hızı Türkiye özelinde böyle devam ederse, bugün gelişmiş ülkelerin içinde bulunduğu açmaza sürüklenmesi kaçınılmaz görünüyor. Nüfuslarının çalışan kesime bağımlı olarak hayatını sürdüren kısmı 1960’lardan beri oranca Türkiye’nin çok altında seyreden ülkeler, onu bu bakımdan 2005 yılından itibaren geride bırakmaya başladılar. Gelişmiş ülkelerde 65 yaş üstü nüfusun toplam nüfusa oranı şu an %15 civarındayken, Türkiye'de ise aynı oran %5 seviyesindedir. Gelişmiş ülkelerin geçmişteki trendlerine bakıldığında ise Türkiye'nin, günümüzün zengin ülkelerinin 20. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı, “demografik geçiş”* adı verilen, altın bir çağın meyvelerini yemeye hazırlandığı görülmektedir.8 Bu avantajlı durumun ileride bir krize dönüşmemesi için şimdiden birtakım önlemler almak zaruri görünmektedir.

Bu nedenle Türkiye son zamanlarda nüfus artışını hızlandırmaya, en azından dünya ortalamasını tekrar yakalamaya yönelik birtakım politikaları gündemine almıştır. Plan, sosyal güvenliği olmayan ailelere gebelik tedavisi sağlanmasını, doğum izninin 16 haftadan 24 haftaya çıkarılmasını ve ailelere daha çok çocuk yapmaları için teşvikler getirilmesini öngörüyor. Bu şekilde Almanya ve Hollanda gibi ülkeler model alınarak ayda 300 TL’lik “doğum parası” verilmesi de tasarlanıyor.9

Bununla birlikte Türk toplumu özelinde bir bakış açısı geliştirilmesi de ilk aşamada önemli bir adım teşkil edecektir. Türk aile yapısında aşınmaya başlandığı gözlenen değerlerin pekiştirilmesi, sadece daha çok değil aynı zamanda daha vasıflı bir nüfusun da gelişmesine zemin hazırlayacaktır. Bu işe bilinçaltımıza kazınmış bulunan aile planlaması propagandalarının etkisinden tamamen sıyrılmakla başlanabilir. Medya ve sinema gibi, toplumsal mekanizmaları etkileme gücüne sahip mecraları da kullanarak, Türk ailesine yukarıdan giydirilen anne, baba ve iki çocuktan oluşan çekirdek aile imajına nazaran çok çocuklu ve aile büyüklerini de içine alan, daha geniş ve geleneksel bir aile yapısının vurgulanması bu bakımdan son derece faydalı olacaktır.

* Demografik geçiş süreci, yüksek doğurganlık ve yüksek ölüm hızlarının hüküm sürdüğü bir durumdan (geleneksel demografik rejim), doğumların bilinçli olarak kontrol edildiği ve ölüm hızlarının düşük olduğu yeni bir duruma (modern demografik rejim) geçiş olarak tanımlanmaktadır.10

 

Kaynaklar:

1 Didem Danış, “Demografi: Nüfus Meselelerine Sosyolojik Bir Bakış”, Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü, erişim tarihi 21 Mayıs 2013,  http://www.acikders.org.tr/pluginfile.php/4148/mod_resource/content/1/TUBA4.pdf

2 “Nüfus Politikaları ve Kadın Bedeni Üzerindeki Denetim” Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, erişim tarihi 21 Mayıs 2013, http://acikarsiv.ankara.edu.tr/browse/457/754.pdf

3 Nusret Fişek, “Prof. Dr. Nusret Fişek'in Kitaplaşmamış Yazıları - 2”, Türk Tabipleri Birliği, erişim tarihi 21 Mayıs 2013, http://www.ttb.org.tr/n_fisek/kitap_2/16.html

4  “Demografi: Nüfus Meselelerine Sosyolojik Bir Bakış”.

5 Ronald L. Meek, “Malthus – Geçmişte Ve Bugün:Bir Tanıtma Denemesi”, Ronald L. Meek, erişim tarihi 21 Mayıs 2013, http://www.solyayinlari.com/pdf/nu_meek.pdf

Savaş Zer-Efşan, “Nüfus Planlaması Aslında Neyi Planlıyor?”, erişim tarihi 21 Mayıs 2013, http://www.musiad.org.tr/contentimages/arastirmalaryayin/pdf/Cerceve_Dergisi_11.pdf

7 Pelin Ataman Erdönmez, “Küresel Demografik Değişim Süreci ve Finansal Sektör Üzerindeki Etkileri”,   Bankacılar Dergisi 62 (2007): 59-70, erişim tarihi 21 Mayıs 2013, http://www.tbb.org.tr/Dosyalar/Arastirma_ve_Raporlar/kureseel_demografik.pdf

Menekşe Tokyay, “Hükümet, Nüfus Artış Oranındaki Düşüş Karşısında Daha Fazla Çocuğu Teşvik Ediyor”, Ses Türkiye Gazetesi 19 Şubat 2013, erişim tarihi 22 Mayıs 2013, http://turkey.setimes.com/tr/articles/ses/articles/features/departments/national/2013/02/19/feature-01

9 Onur Mumcu, Esen Çağlar, “Türkiye'nin Nüfusu Zenginlik Kaynağı Olabilir mi?”, TEPAV 02 (2006):1-20,erişim tarihi 21 Mayıs 2013,  http://www.tepav.org.tr/upload/files/1271246981r4124.Turkiye_nin_Nufusu_Zenginlik_Kaynagi_Olabilir_mi.pdf

10 Büyükyazıcı, M, “Demografik Geçiş Teorisi”, erişim tarihi 4 Ağustos 2013, http://www.aktuerya.hacettepe.edu.tr/dersler/akt306/DemografikGecisTeorisi.pdf


Görüntülenme : 5048




Yorum Yazın
Ad Soyad:
Email:
Yorum:

Henüz yorum yapılmamış.