Mısır: Demokrasiye Mola
Yorum
Yayınlanma Tarihi : 11 Ekim 2013 Cuma
Mısır: Demokrasiye Mola
Çok uzun değil aylar öncesinde Mısır tarihinin ilk seçilmiş cumhurbaşkanını alkışlayan Tahrir, son haftalarda Cumhurbaşkanı Mursi karşıtı gösterilerin adresi haline gelmişti.

Çok uzun değil aylar öncesinde Mısır tarihinin ilk seçilmiş cumhurbaşkanını alkışlayan Tahrir, son haftalarda Cumhurbaşkanı Mursi karşıtı gösterilerin adresi haline gelmişti. Protestolara devrim süresince çok yabancı olmayan yüz binler, 3 Temmuz 2013 22.30 itibariyle de yine yabancı olmadıkları başka bir olaya, askerin yönetime el koyuşuna tanıklık ettiler. Mursi karşıtları, Mısır Genel Kurmay Başkanı El-Sisi’nin “Mısır Cumhurbaşkanı’nın artık Mursi olmadığı ve anayasayı askıya aldıkları” yolundaki açıklamasından sonra ise havai fişek gösterileriyle kutlamalara başladı.

 

Mısır ordusu, 1 Temmuz 2013’te verdiği 48 saatlik ültimatom uyarınca Mursi’den kalabalıkların isteklerini yerine getirmesini beklerken çoktan kara ve hava birliklerini hazır duruma getirmişti. Kuşkusuz 48 saat içerisinde meydandaki kalabalıkları eve gönderme kudreti olmayan Mursi ise ulusa sesleniş konuşmasında ültimatomu kesin ve açık bir dille reddetti. Sıkça meşruiyetine ve seçilmiş olduğuna vurgu yapmaya çalıştı. Aynı zamanda ordunun “göreve” çağrılmasının devrimin kazanımlarını götüreceğini tekrarladı. Ancak bu çağrısı yanıt bulmadı.

 

Bu noktaya nasıl gelindi sorusunun karşılığı, içinde pek çok cevabı barındırıyor. Devrimin gerçekleşmesinde ve sonrasında ordu çeşitli dengeleri gözetmekteydi. Ancak bugün gelinen durumun açık bir şekilde kanıtladığı gibi, devrimin geçiş sürecinde kurulan Mısır Silahlı Kuvvetleri Yüksek Konseyi’nin (SCAF) yetkilerini 1 Temmuz 2012’de sivil yönetime teslim edişi, Mısır demokrasisi için yeterli olmadı. Mübarek rejiminin kalıntıları, İhvan karşıtı çevrelerle birlikte Mursi iktidarını dengeledi. Bazı cumhurbaşkanı adayların seçime katılmalarının reddinden başlayarak, anayasa komisyonunun ve meclisin feshi gibi büyük olaylar İhvan-Mursi iktidarının muktedir olamayacağının sinyallerini vermişti. Devlet katındaki siyasi çekişmeler bir yana, halkın Mursi iktidarından beklediği ekonomik gelişmeyi bulamayışı da büyük olasılıkla sokaklara alışkın olanları meydanlara dönmeye motive etti. Öte yandan, Mursi iktidarında hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, İslami bakışın siyasi hayattaki yeri, kadınların ve Müslüman olmayanların “ötekileştirilmesi” gibi tartışmalı konular hep gündemde yer almaktaydı. Nitekim Mursi de ulusa sesleniş konuşmasında hataları olduğunu itiraf etti. Ancak muhalefetin bu tür gelişmelerde fırsat kolluyor oluşunu ve orduyu öne çıkarışını da unutmamak gerekli. Bu perspektifi anlamak için liberal kanattan devrim sonrası siyasette umduğunu bulamamış Muhammed El-Baradey’in söylemlerine bakmak bile tek başına yeterli.

 

Anayasa Mahkemesi Başkanı Adli Mansur’un Mısır'ın yeni geçici lideri oluşu sonrası ordunun planları arasında bir teknokrat hükümetinin kurulması ve Anayasa Mahkemesi'nin de yeni cumhurbaşkanlığı seçimleri için hazırlık yapması yer alıyor. Seçilmişlerin bu şekilde iktidardan uzaklaştırılmasına ve askerin yeniden iktidarı tasarlamasına siyaset biliminde "askeri darbe" kavramından başka bir izah olmasa gerektir. Dolayısıyla “Darbe yapıldı ama...” ile başlayan cümleler, oyların büyük çoğunluğu ile seçilmiş birinin ordu tarafından iktidarından edilmesine meşru kılıflar bulma çabası haline dönüştürülmemelidir.

 

Ordunun açıklamalarının hemen sonrasında İhvan’ın üst düzey yöneticileri tutuklandı ve televizyon kanalı kapatıldı. Yetmiş yaşındaki Rehberlik Konseyi Başkanı Muhammed Bedii’nin ve hareketinin sözcülerinden Cihad el Haddad'ın tutuklanması da atılan adımlar arasındaydı. Haklarında yakalama ve tutuklama kararları çıkan darbe karşıtı ya da İhvan üyesi isimler, bu süreçte bir takım cinayetlere de kurban gitti. Ebu Zabel hapishanesine nakledilirken 37 İhvan üyesinin ölmesi bunun en çarpıcı örneğiydi. Olayı inceleyen sağlık müfettişinin raporunda ölüm nedenleri arasında gazla boğulma yer alıyordu. Darbe sonrası süreçte bunun gibi cinayetlerden bahsetmek mümkün.

 

14 Ağustos 2013 tarihinde Mısır ordusu tarafından Rabiatü'l-Adeviyye ve Nahda meydanlarında gerçekleştirilen katliam ise darbe karşıtlarına yönelik en sert müdahalelerden biri oldu. Sayıları yüzleri aşan ölüm ve yaralanmalara karşın darbeci yönetim "terörist ve silahlı gruplara" karşı gerçekleştirildiğini iddia ettiği bu katliamı açıkça savundu. Çoğunlukla olduğu gibi uluslararası kamuoyu da bu duruma yeterince sesini yükseltmedi. Bilakis, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt'ten gelen ve toplam 12 milyar dolara ulaşan ekonomik yardım vaatlerinin yanısıra kendi ilkeleri uyarınca demokrasiye sahip çıkması gereken Batı’nın da darbe karşıtı açıklamalardan kaçınması, darbe yönetiminin siyaseten destek bulduğunu bir kere daha gösterdi. Öte yandan, Türkiye’nin açıkça darbe karşıtı bir tutum almasıyla ortaya çıkan “değerli yalnızlığı” da hâlâ devam ediyor. Başbakan Erdoğan, son olarak darbe yönetimine karşı “Ellerindeki silaha güvendiler. Şunu bilmeleri lazım, bu silah bir gün onlara da doğrultulur” şeklinde sert bir açıklamada bulundu.

 

Mısır’da yaşananlar göz önüne alındığında, Arap baharı sürecinde, kendi diktatörlerini deviren bölge halklarının demokratikleşme yolunda attığı adımları değerlendirirken Prof. Akif Kireçci’nin yaptığı “bölge insanlarını daha iyi bir gelecek için zorlu bir mücadele beklemektedir” vurgusunu hatırlatmak yerinde olacaktır. Çünkü tek başına bu gelişme bile bir kez daha Arap baharı denilen sürecin tamamlanmadığını, bölge genelinde kırılan fay hatlarının her türlü gerilim ve değişime açık olduğunu gösterdi. Ortadoğu’da siyaset yapan aktör ve devletlerin kendilerini nerede konumlandırdıklarına çok dikkat etmesi gerektiği tezini güçlendirdi.

 

Darbenin hemen sonrasında Mursi’nin barışçıl şekilde direnmeye davet ettiği destekçilerinin, geçtiğimiz süreçte darbe yönetimi ve destekçileri karşısında genel olarak sivil itaatsizlikten öteye geçmediği söylenebilir. Ancak yakın zamanda Kahire'nin batısındaki Kirdase şehrinde olduğu gibi bir takım çatışmalar da yaşanıyor. Bu darbenin Mısır'ın demokratikleşme sürecine verdiği zarar anlaşılıncaya kadar belli bir süre geçecek, bu arada Mısır’ın Müslüman Kardeşler’i de kendileri içinn önemli bir ders çıkaracak ve asker gölgesindeyken Mısır siyasetinde asla muktedir olamayacağını hiçbir zaman unutmayacaktır. Nitekim, darbe yönetiminin İhvan’ı siyasi ve sosyal hayattan silme çabaları devam ediyor. İhvan’a ve diğer dini cemaatlere ait tüm özel okulların kapatılması, İhvan'ın lağvedilmesi, İhvan merkezlerinin kapatılıp mallarına el konulması yönündeki kararlar darbe yönetiminin gündeminde yer alıyor.

 

Sonuç olarak, geçtiğimiz yıl boyunca orta ve uzun vadede istikrarlı bir Mısır’ın bölge dinamiklerine yapabileceği etki biraz olsun tartışıldıktan sonra şimdi de istikrarsız bir Mısır’ın geleceği, bölge dinamiklerine etkisi ve Arap baharı sonrası iktidara gelen siyasi aktörlerin kalıcılığı kouları tekrar gündeme yerleşecekmiş gibi görünüyor. 


Görüntülenme : 4548




Yorum Yazın
Ad Soyad:
Email:
Yorum:

Henüz yorum yapılmamış.